Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Evlat Edinilen Çocukların Çoğu Biyolojik Aileleriyle Hiçbir Zaman Tanışmıyor. Bu Durum Değişmek Üzere mi?

Evlat Edinilen Çocukların Çoğu Biyolojik Aileleriyle Hiçbir Zaman Tanışmıyor. Bu Durum Değişmek Üzere mi?

Evlat Edinilen Çocukların Çoğu Biyolojik Aileleriyle Hiçbir Zaman Tanışmıyor. Bu Durum Değişmek Üzere mi?

Amanda Boorman, o zamanlar 5 yaşında olan Jazz’ı evlat edindiğinde, sosyal hizmet görevlileri Jazz’ın biyolojik ailesinin yaşadığı şehirden uzak durmaları gerektiğini söyledi. “Bu söylemden ailesinin korkutucu ve tehlikeli olduğu izlenimine kapıldım” dedi.

Evlat edinen aileleri destekleyen bir hayır kurumu olan Açık Yuva’yı (Open Nest) kuran Boorman, bu konuya ilişkin hikâyenin tümünün ona anlatılmadığını hissetti ve Jazz’ın ailesini ziyaret etmeye karar verdi.

“Hikâyelerini ve işlerin bu noktaya nasıl geldiğini öğrenmek istedim, böylece ben de çocuğum olacak kişiye neden onu evlat edindiğimi anlatabilirdim.”

Amanda, üç yıl sonra Jazz’ı biyolojik ailesiyle tanıştırmaya karar verdi. “Olası risklerin Jazz’ı daha çok rahatsız ettiğini biliyordum – hikâyenin maalesef iki yönü yoktu, ebeveynlik yapamıyorlardı. Benim de bu durumla ilgili sevimli bir fikrim yoktu. Ancak Jazz’ın geçmişi ve geleceği arasında bir köprü olmak istedim.”

“Dört yaşında bir çocuk bir çok şeyin farkında, insanların sandığından daha da çok… Ebeveynlerini seviyordu. Benim de onu çaldığımızı hissettiğim zamanlar oldu. Onun bir çok rahatsızlığının, hayatının ilk dört yılı boyunca aynı odada yattığı insanlardan tamamen uzaklaştırılmış olmasından kaynaklandığını düşünüyordum” dedi.

Evlat edinilen çoğu çocuk, biyolojik akrabalarıyla birebir iletişim içerisinde değil. Kapsamlı bir akademik çalışma ve ülke çapındaki sosyal hizmet görevlileri ve ailelerin katkılarıyla desteklenen yeni bir kaynak, evlat edinme kurumlarının yaklaşımını değiştirebilir ve daha çok insanın Amanda Boorman’ın izinden gitmesine sebep olabilir.

East Anglia Üniversitesi ve Research in Practice Kurumunun ortaklığıyla başlatılan “Evlat Edinmeden Sonra İletişim” adlı internet sitesinin açılması, evlat edinen ailenin çocuğun biyolojik ailesiyle iletişime girmesini veto etme hakkını sorgulayan kıdemli hakim McFarlane’in yakın zamandaki açıklamalarını takip ediyor.

East Anglia Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünden araştırma direktörü ve aynı zamanda çalışmalarından bahsi geçen yeni internet sitesinde de yararlanılan Elsbeth Neil, birçok evlat edinme vakasında birebir görüşmenin göz önünde bulundurulması gereken bir seçenek olduğunu belirtiyor.

Neil; “20 yıldan beri iletişime geçmek konusunda insanların benzer yaklaşımları var: “Evet, bu iyi bir fikir ama bunu kısa tutalım, bir iki yıl sonra iletişim kesilse bile ne olabilir ki? Belki de bu iyi bir şeydir.” İletişime geçmekle ilgili büyük bir ikilem var çünkü evlat edinme temiz bir başlangıç olarak ve biyolojik ebeveynler ise kötü etki olarak görülmekte. Bu fikirleri ve bu yaklaşımı değiştirmek çok zor” dedi.

“İnsanlar genellikle herhangi bir şekilde iletişime geçme ihtiyacını kabul ediyor ancak bunu yapış şekilleri ve eğilimleri oldukça basmakalıp: yılda bir mektuplaşmak, belki mektup içerisinde fotoğraf paylaşmak gibi… Ancak son zamanlarda insanlar, sosyal medyada paylaşılmasına karşı duydukları korkudan dolayı fotoğraf paylaşma konusunda da endişe içerisindeler.”

Kıdemli hâkim, evlat edinme konusunu bu sosyal medya çağında yeniden değerlendirmeliyiz diyor.

Neil; “Mektuplaşmanın yüz yüze görüşmeye göre daha kolay olacağı algısı var ancak tam tersi de olabilir. Bu denli duygusal bir konuda büyük olasılıkla hiç tanışmadığınız birine yılda bir, yalnızca mektup göndermenin nasıl bir şey olduğunu düşünün. Bu aileleri 18 yıl boyunca takip ettik ve mektuplaşmaların çoğu bir, en fazla iki yıldan daha uzun sürmedi ve bunun sebebinin de böyle bir mektubu yazmanın çok zor olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Yüz yüze iletişime geçmek hem daha hızlı hem de özellikle çocuklar için çok daha anlamlı” dedi.

18 yaşına gelene kadar bir grup evlat edinilen çocuğun biyolojik aileleriyle iletişimleri konusundaki deneyimlerini gözlemleyen Neil, düzenlemelerin çocuğun gereksinimine dayanması ve ailelerin ve çocukların gelişmesi sırasında zaman içinde gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Araştırmaları, gençlerin daha uyumlu bir kimlik duygusuna sahip olmalarına katkıda bulunduğuna dair göstergeler olsa da, biyolojik akrabalarıyla temasa girmenin bir çocuğun genel gelişimini etkilemediğini gösteriyor. Tahmin edilebilir olduğu ve yıllar içinde devam ettiği sürece temasa geçme konusunda olumlu etkilerin olma olasılığı daha yüksekti. Sosyal hizmet uzmanlarını destekleyen CoramBAAF'ın evlat edinme ve koruma altına alma akademisinde politika, araştırma ve geliştirme direktörü olan John Simmonds, çocukların çoğunun yetiştirme yurtlarından evlat edinilmesi ve istismar ya da ihmal yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda, çocukların daha bireyselleştirilmiş bir desteğe ihtiyaç duyduğunu söylüyor.

“Bunlar çok karmaşık sorunlar. Merak içeren sorularla ve öğrenme ihtiyacı ve hakkıyla nasıl başa çıkabilirsiniz? Özellikle de çoğu zaman başa çıktığınız diğer bir konu da fiziksel, duygusal ya da cinsel tacize uğramış çocuklarsa? Bir çocuğa nasıl 'artık evinde değilsin çünkü ailen tarafından şiddete maruz kalıyordun ya da cinsel tacize uğruyordun' gibi bir açıklama yapabilirsiniz?

İngiltere’deki Adoption Kurumunun yöneticisi Hugh Thornberry, kurumların artık evlat edinme konusuna olan “kapalı kutu” yaklaşımından uzaklaştıklarını söylüyor.

Yerleşik düzeni bozmak veya bir çocuğa yeniden travma yaşatmak gibi doğrudan temas risklerinin profesyoneller ve aileler tarafından dikkatli bir şekilde yönetilebileceğini söylüyor. “Evlat edinmeye daha açık bir yaklaşım, başka bir riski önleyebilir; bu da, birçok çocuğun kendilerine söylenene rağmen, biyolojik ailelerine dair oluşturdukları idealleştirilmiş fikirlerdir. Bazen bu, ebeveynlerin istenmeyen bir şekilde sosyal medyada iletişim kurmaya çalışmalarıyla güçlendirilebilir” dedi.

Ancak Neil, hâkim McFarlane tarafından önerilen; evlat edinen aileyi yüz yüze görüştürme konusunda zorlama fikrinin de pek faydalı olmayacağını söylüyor. “İletişime geçmek ancak konuya dâhil olan kişilerin isteğiyle gerçekleşirse çocuklar için faydalı olabilir. Evlat edinen ailelere, çocuklarının biyolojik aileleriyle iletişime geçtiklerindeki olası faydaları anlamaları konusunda ve aynı zamanda bu konudaki riskleri ve zorlukları değerlendirmelerine yardımcı olmak için daha fazla çalışmalıyız. Ancak iletişimi arttırmak için mantık çerçevesindeki istekleri reddederlerse de olası zorlukları anlamaları konusunda da ekstra çalışmalıyız” dedi.

Amanda Boorman için, yüz yüze görüşmek Jazz’ın biyolojik annesinin ona bakamayışının arkasındaki karmaşık sebepleri anlamasına bir şans verdi ve bunu yılda bir alacağı bir mektupta öğrenemezdi. “ Yaramaz olduğu için bir kenara atıldığını düşünen ve daha önce kendisini değersiz hisseden Jazz, biyolojik ailesiyle tanıştıktan sonra bu düşünceleri bir kenara bıraktı ve özgüveni büyük ölçüde arttı. Kötü bir ortamın ürünü olduğunuzu düşünmek hiç sağlıklı bir şey değil” diye ifade etti.   

 

Bu yazı, Hayat Sende Derneği için Uyvar Hablemitoğlu tarafından aşağıdaki bağlantıdan Türkçe’ye “Gayriresmi resmiden üstündür.” ilkesiyle çevrilmiştir.

 

Yazının orijinal linkline ulaşmak için tıklayınız.

 

Siz de Hayat Sende’ye bağışta bulunun, koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatlarına umut olun. Bağışlarınız için tıklayın.

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: