Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

YETİŞTİRME YURTLARI NEDEN DAHA FAZLA ÇOCUKLUK SIKINTISINA YOL AÇMAMALI ?

YETİŞTİRME YURTLARI NEDEN DAHA FAZLA ÇOCUKLUK SIKINTISINA YOL AÇMAMALI ?

YETİŞTİRME YURTLARI NEDEN DAHA FAZLA ÇOCUKLUK SIKINTISINA YOL AÇMAMALI ?

Çoğu anne için bebeğiyle yaşadığı ilk kucaklaşma ve fiziksel yakınlık anneliğinin en değerli ve mucizevi anlarından biridir fakat bazen ailevi bir problem, bağımlılık ya da sakatlığa karşı olan algısı yüzünden anneler doğumdan sonra bebeklerini terk edebiliyor ve doğumunda ondan vazgeçebiliyor.

Böylelikle, Orta Asya ve Orta & Doğu Avrupa’da yetiştirme yurdunda kalan 1.3 milyon çocuğun çoğu için mümkün olan en kötü hayat başlangıcına adım atılmış oluyor.

Hayatın bu erken ve kırılgan yıllarında yetiştirme yurduna giden yol yalnız ve acımasızdır. Çocuk muhtemelen doğumhaneden alınıp, ailesinin sıcaklığı ve anıları yerine müdürlerinin dosya dolapları ve işçilerinin kıyafetleriyle dolu bir yetiştirme yurduna bırakılacaktır.

Vardıktan sonra bebekler şöyle bir karyolaya yerleştirilir: Orada öylece yatıp beklerler. Yeni doğan bir bebeğin ihtiyaç duymak üzere programlandığı ilgi ve sevgiyi beklerler. Ama çoğu büyük yetiştirme yurdunda her bebek için izin verilen ilgilenme süresi günlük olarak birkaç saat kadardır. Ve bu çocuğun zihinsel, duygusal ve fiziksel sağlığının gelişimini sağlamak için yeterli bir süre değildir.

Günler haftalara, haftalar aylara döndükçe bebekler sonunda ilgi için ağlamaktan ve sevgi beklemekten vazgeçer; beynin duygusal ilişkileri düzenleyen kısmı gelişmeyi bırakır. İstatistiksel olarak, çocuğun erken yaşta yaşadığı bu ihmalin tedavi edilmesi imkânsızdır ve hayatı boyunca savunmasız kalabilir.

Farklı olabilir miydi?

Çocuk doktorları, psikologlar ve nörologlar arasında yıllardır süre gelen bir fikir birliğine göre bir yetişkin ile (çocuğun biyolojik ebeveyni olmasa da olur) çocuk arasında birebir ilişki olmasına çocuğun zihinsel, duygusal ve fiziksel gelişimi için ihtiyaç vardır.

Bir bebeğin hayatında, tıpkı fotoğraftaki gibi, adaletsiz bir başlangıca sebep olan sonuçlar getirebilecek kararlarımızı saatlerimizi geri alıp değiştirebilir miyiz?

Doğum öncesi kontrolleri yapılırken hemşirenin bebeğin terk edilme riskini saptama ve durumu önlemek için anneyi aile desteğine ya da sosyal hizmetlere yönlendirmek gibi bir gücü olsa nasıl olurdu?

Ve bu olay doğumhanede doktor ve hemşireler tarafından pekiştirilse (bu bölgedeki doğumların %97’si sağlık tesisinde gerçekleşiyor) ne olurdu?

Ya da bunların hiçbiri işe yaramazsa da sosyal hizmetler bebek için uzun süreli, uygun bir ev ve aile ararken geçici olarak ona ilgi ve sevgi vermek üzere eğitilmiş bir koruyucu aileye teslim edilse nasıl olurdu?

Son TEDx konuşmamda bu olumsuz çocukluk deneyimlerinin hayat boyu etkisinden bahsettim: akıl sağlığı bozukluğu, bağımlılık ya da aile içi şiddet yaşanan evlerde görülen cinsel, fiziksel ve duygusal zorbalık. Diğer olumsuz çocukluk deneyimi ise ihmal ve ne yazık ki çocuğu büyük çaplı bir yetiştirme yurduna yerleştirme kararı çocuğun ihmal edilmesi ile sonuçlanıyor.

Niyetleri ne kadar iyi olsa da büyük çaplı olan yetiştirme yurtlarında çocuğun yaşadığı ihmal sağlıklı bir şekilde gelişmesini engelliyor. Bu durumda devletin yetiştirme yurdundaki bir çocukla ne yapacağı hakkında vereceği bir kararın, bireysel olarak insan hakları üzerindeki etkisini hayal etmek daha da zor oluyor.

Doğum öncesi toplantıları; daha donanımlı doğumhaneler, acil ve düzenli olarak koruyucu aile sağlayıp para yardımı yapan aile destek servisleri büyük çaplı yetiştirme yurtlarından çok daha az para ile yürütülebilir çünkü; a) çocuk sayısı azaldığı için bakım masrafı da az olur b) kötü sonuçlardan kurumsallaştırılmış geçmişleri olan savunmasız yetişkinler için uzun vadeli sağlık, sosyal ve diğer ödenekleri sağlamak daha kolay.

19. yüzyıl Fransız tarih romancısı Victor Hugo der ki, “Hiçbir şey zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü değildir.’’ Neyse ki yuva ve yurtlar artık zamanı çoktan geçmiş bir fikir.

2012 Aralık ayında 20 BM üyesi Harekete Geçme Çağrısı yaptı ve 3 yaşın altındaki çocukların büyük çaplı yetiştirme yurtlarına yerleştirilmesini durdurmak adına BM İnsan Hakları yüksek temsilcisi, UNICEF & Avrupa Parlamentosu ile iş birliği yaptı. Hiçbir çocuğun büyük çaplı yetiştirme yurtlarına yerleştirilmemesi için kilometre taşlarından birisi oldu bu girişim.

Karadağ Başbakanının liderliğinde, çok sektörlü aile tabanlı bakımda yuva ve yurtlardaki çocukların sayısında %56 oranında düşüş görüldü; güçlendirilmiş akrabalık(geniş aile bünyesinde) bakımı; ve Karadağ’da  yaşayan akrabasız bakım gören çocukların sayısında yedi kat yükselme görüldü.

Engelli çocuklara karşı -ki bu bölgedeki yetiştirme yurdunda kalan çocuk nüfusunun yarısı- oluşan toplumsal negatif davranışları değiştirmek üzere oluşturulan bir kampanya okula katılımı ve toplum temelli servisleri etkileyici şekilde artışıyla sonuçlandı, böylece terk edilme azadı.

Uzun zaman önce, terk edilen çocuklar için yetiştirme yurdunun bir modeli  planlandı. Güçlendirilmiş önlem mekanizmaları bu durumları ciddi anlamda geri döndürülemez şekilde azaltıyor. Aynı zamanda aile içi şiddete karşı duyarlılık da artıyor.

Bu yüzden, çocuk koruma sistemi terk edilen çocuklara bakım sağlamaktan ailesi ile yaşarken zarar görenleri korumaya doğru kaymaya doğru gidiyor. Bu değişimin tam ortasında ise ilgisini her şeyden önce onlara veren güvenilir ve sağlam bir yetişkinin varlığının olduğu her yerde çocukların çözümlere ihtiyacı olduğu ilkesi var.

Bundan daha az olan her şey çocuk ihmaline eştir.

Benjamin Perks, UNICEF Karadağ Temsilcisi

TedX Videosu: http://www.youtube.com/watch?v=qp0kV7JtWiE

Bu yazı, Hayat Sende Derneği için Havva Nur Aydın tarafından aşağıdaki bağlantıdan Türkçeye “Gayriresmi resmiden üstündür.” ilkesiyle çevrilmiştir.

Yazının orijinal linkline ulaşmak için tıklayınız.

Siz de Hayat Sende’ye bağışta bulunun, koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatlarına umut olun. Bağışlarınız için tıklayın.

 

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: