Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Dostum Abdullah İçin Mektup

Dostum Abdullah İçin Mektup

Dostum Abdullah İçin Mektup

Yoldaşım Abdullah Oskay,

33 yaşıma merhaba dediğime göre 28 yıllık kadim dostum olmuşsun. Seninle yollarımız Isparta Çocuk Yuvasında kesişti. Ortak mücadelemiz de yuvadaki toplu sünnette aynı sünnetçinin önüne birlikte yatarak başladı. Farklı bölümlerde bulunduğumuz için o dönem çok ortak anımız olmasa da "nasılsın?" sorusunun ingilizce anlamını "I love you" olarak öğretmen ve bu bilgi ile yuvaya gelen gönüllülere, okulda arkadaşlarımıza ve öğretmenlerimize karşımıza çıkan bilumum herkese "I love you" dememiz muzipliklerinden aklımda kalan en belirginlerden oldu. Belki de o yaramazlık bugünkü mücadelemizin habercisiydi.

Ortaokulda senin Anadolu Lisesini kazanarak Isparta'da kalman, benim de yurtların boşaltıması politikası amacıyla saçma sapan bir yöntem ile Uluborlu Lisesine yatılı olarak gönderilmemle yollarımız ilk defa ayrılmış oldu. Yüzlerce arkadaşımız bu politika yüzünden hayatın çıkmazlarına sürüklenerek kayboluyordu. Bir çoğu yurttan kaçtı, hayatın bilinmezlerine doğru yol aldı. O arkadaşlarımızın bir kısmı bugün karşımıza intihar haberleriyle çıkıyor. 
Farklı yerlerde benzer acıları ve neşeleri aynı anda yaşıyorduk. Çocuk koruma sisteminin vasatlığı ve acımasızlığı sürekli ensemizdeydi. O günler hep bizi bugüne hazırlıyordu. Aslında yoğruluyorduk.

Lise yıllarımızda bir araya gelişimiz dostluğumuzu pekiştiriyordu ama o döneme ilişkin çok şey yazmayacağım çünkü sayfalara sığmayacak kadar uzun olur bu. Ama değinmek istediğim iki konu var. Bunlardan biri birlikte ortaya çıkardığımız istismar vakası ve Vakit Gazetesinin haber manşeti "İşte O Bina", bir diğeri korku salan "Kara Murat efsanesini birlikte yıkıp, dövmemiz sonra da kaçmamız" bir de üniversite hazırlık odamızın camındaki ayrık demir parmaklıklardan her gün ders çalışırken kola çekirdek almak için kaçmışlığımız.

Kader (sistem) bizleri sürekli yollara sürüklüyordu. Bu yollar acımasız ve yoksulluk doluydu. Sen çocuk denecek yaşta evlenmiştin (kesinlikle doğru insan)  yaşam mücadelesi için okulunu bırakarak emek yoğun işlerde çalışmaya başladın, ben de barınabilecek herhangi bir yurdun hatta kiralanabilecek ev stoğunun dahi olmadığı turistik bir beldede yalnızca Başbakanlık bursuyla hem barınmaya hem de temel yaşamsal ihtiyaçlarımı karşılamaya çalışıyordum. Tabii ki yetmesi mümkün değildi ve çalışarak okumak zorundaydık. Çocuk koruma sisteminin dahilindeydik ama sistem bizi görmüyordu. Sana anlattım mı bilmiyorum, bağlı bulunduğum kuruluştan (Fethiye Yurdu)  bir defa aramışlardı ve konuşmamız 15 saniye kadar sürmüştü. Öldüğüme ilişkin haberler yayılmış hayatta olup olmadığımı teyit için aramışlardı. İlk defa çocuk koruma sistemini o zaman sorgulamaya başladım.

Yurtta yetişen tüm dostlarımızla olduğu gibi seninle de iletişimimiz hiç kopmadı. Mezun olduk, iş dünyasına karıştık, düzenimizi kurduk, yaşadığımız şehirlerde birbirimizi ağırladık, zor zamanlarımızda bir araya geldik, heyacanlarımızı paylaştık, geçmişi yad ettik ve her defasında yanlış uygulamaları eleştirdik. Ama kalıcı olarak başkente gelişin ortak mücadelemizin daha anlamlı bir şekilde vücut bulmasına vesile oldu.

Çocuk koruma sistemine iyi şeyler katabilmek, hatalı uygulamaları değiştirebilmek için ilk adımı attık. Değişime inanan insanlara ihtiyacımız vardı. Çünkü inanan bir kişi inanmayan yüzlerce kişiye bedeldi. İnanan bir ekip kurabilmek için çalmadığımız kapı kalmadı. Düne bakınca doğru yolda olduğumuzu görebiliyorum. Bu süreçte de aldığımız alkışlar kadar saldırıya da uğradık. Yurtlu olduğumuz için utandığımızdan derneğin adını Hayat Sende koydular diyenlerden, bizleri çeşitli siyasi sınıflara sokmaya çalışanlara kadar. Bize kimileri komünist dedi, kimileri Ak Partili, kimleri solcu, kimileri de ülkücü dedi. Kimleri de taraf olmazsanız bertaraf olursunuz dedi. Ama başından beri tarafımız hep çocuk oldu. Bu amaç için bambaşka hayatlardan kişileri bir araya getirdik. Güzel de yaptık. çok şeyi değiştirdik, çok fazla da tükenme noktasına geldik ama her karamsarlık bize yeni ışıklar yaktı.

Yine zaman üstüne zaman geçti dostluğumuz geçmişten daha güçlü ve aynı amaç için mücadelemiz devam ediyor. Ama yine ayrılık vakti geldi. Kardeşler yine ayrılıyor. Bu sefer şehirlerimiz değil ülkelerimiz de ayrılıyor. 3 aylığına gidiyorsun ama en az 3 sene uzatılacağı hissiyatındayım. Hüzünlüyüm çünkü uzun süre bir yanım boş kalacak. Uzun süre yüz yüze paylaşıp dertleşemeyeceğiz, çok dolacağız.

Kuveyt'te mutlu olacağına inanıyorum, hem devletimiz hem de derneğimiz için güzel işler çıkartacaksın. Sana değer verdiğimizi hayallerimiz peşinde hep birlikte umutla koşacağımızı unutma.

Lise yılları heyacanında gönlümüzdekilere söylemek için ezberlediğimiz parçayı hatırlatayım Hatice'ye okursun ;)

Ey esmer hüznünü hicrandan besleyen sevgili
Kendini bana beni yollara sürgün etmeden bil ki
Mavi düşlerine sardığın o acar delikanlı
Seni ve aşkını zehir bir yürekle kuşandı
Ama gün olur ve umutlar da yenilirse kalleş bir kurşuna 
Birlik olup büyüttüğümüz ışıkları söner sanma
Ve unutma gülüşü yaralım
O uslanmaz inadın yarısı sen diğeri ben olduktan sonra
Serüvencin seni nasıl olsa nerede olsa bulur
(Ahmet Can AKYOL)

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: