Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

YUVALAR KAPATILMALI. PEKİ NEDEN?

YUVALAR KAPATILMALI. PEKİ NEDEN?

YUVALAR KAPATILMALI. PEKİ NEDEN?

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği ile devlet korumasındaki çocuk ve gençlerle ilgili çalışmalar yapmaktayım. Hayat Sende’nin vizyonu “devlet korumasında yetişen çocuk ve gençlerin temel yaşam becerilerini kazanmış şekilde, ayrımcılığa uğramadan hayata atılmasıdır.”

Koruyucu Aile, Evlat Edinme Derneği ile de aile temelli hizmet modellerinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yapmaktayım. Bu çalışmalarımın özünde her zaman, “Kurum Bakımı Çocuk istismarının ve ihmalinin kurumsallaşmış halidir.” önkabulünden yola çıkar ve kurumların kapatılmasını, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi aile temelli hizmetlerin yaygınlaştırılmasını savunurum. Nedenlerini açıklamak gerekirse,

1) Yuva ve yurtlarda yetişen çocuklar ve gençler toplumsal yargılamalarla, dışlamalarla karşı karşıyadır. Çocuklara karşı acıma, korku ve merakla karışık bakış açısı çocuk ve gençlerin kendilerini toplumsal hiyerarşinin en altına koymalarına neden olmakta, çocuk ve gençler bireyselleşememekte, yuva çocuğu, yurt çocuğu gibi kategorize edilmektedir.

2) Yuvalarda 0-3 yaş arası çocuklar 18 saate kadar karyolaların arkasında kalmaktadır. Ayrıca, bakım verenlerle temasları çok yetersizdir. Birebir bakım verenin olmaması, bakım verenlerin sürekli değişmesi çocuklarda bağlanma bozukluklarına yol açmaktadır. Bu durum ileriki yaşamlarında suça ve fuhuşa sürüklenmelerine neden olabilmekte, aile hayatına da olumsuz etkilerde bulunabilmektedir. Ayrıca, dil becerileri, psikomotor becerileri gelişememektedir. Personelde de yuva çocuğu geç konuşur gibi klişeler oluşmuştur. Bu durum, profesyonel destek arama süreçlerini geciktirmektedir. Çocuk ve gençlerin güvenli bağlanma geliştirebileceği ailelerinden ayrılması ise sorunu derinleştirmektedir. Bir çocuğun gelişimindeki en önemli nokta, güvenip bağlanabileceği birilerinin olmasıdır. Yuva ve yurtlardaki çocuk ve gençlerin sorunlarının ailelerinden izole bir şekilde çözülmeye çalışılması, çözüm aşamasında ailelerin güçlendirilmemesi sorunu derinleştirmekte, çocuk ve genç yalnızlaşmakta, ailesinin politik kültürü ve değer yargılarına yabancılaşmaktadır.

3) Yuva ve yurtlardaki çocuklar eğitim sisteminin içinde de birçok önyargıyla karşılaşmakta ve özellikle ortaokul döneminde eğitim sisteminin dışına çıkmaktadır. Bu durumun ana nedeni, öğretmenlerin bu çocuk ve gençlerin sorunlarıyla mücadele kapasitelerinin yetersiz olmasıdır. Yoksulluk zincirinin kırılmasındaki ana unsur olan eğitim sisteminin dışına itilme, önemli bir unsur olarak yuva ve yurtta yetişen gençlerin hayatlarında ana belirleyicidir. Ayrıca, eğitim sisteminde veliler de çocuk ve gençleri etiketlemekte, suçla ve kötü davranışlarla ilişkilendirmekte, çocuklarına ve öğretmenlere baskı yaparak yuva ve yurtta yetişen çocuk ve gençlerle arkadaşlık yapılmamasını sağlamaya çalışmaktadır. Eğitim sisteminde etiketlemeyle mücadele için 2014-2015 döneminde Etiketsiz Eğitim Projesi yürütülecektir.

4) Kurumlarda akran şiddeti ve personel şiddeti oldukça yaygındır. Bu durum, kurumlardan birçok çocuğun kaçmasına neden olmaktadır. 2013 yılında 536 erkek, 537 kız çocuğu kurumlardan kaçmıştır. Avrupa çapında da çok yaygın olan kurumlardan kaçma durumu, çocukların suça sürüklenmelerine zemin hazırlamaktadır.

5) Yuva ve yurtlardaki çocuk ve gençlere ilişkin medyada genelde olumsuz haberler çıkmakta, çocuk ve gençler sürekli olarak suçla ve istismarla ilişkilendirilmektedir. Bu durum, çocuk ve gençlerin topluma sosyalizasyonunu güçleştirmektedir.

6) Kurum bakımından topluma geçişte gençler oldukça örselenmektedir. Uluslararası istatistiklere göre bu süreçte gençlerin yüzde 20’si suça sürüklenmekte, yüzde 15’i fuhuşa sürüklenmekte, yüzde 10’u canına kıymaktadır.


Kısacası, gelişmiş ülkelerde kurum bakımı denilen model 1950’lerden itibaren hızla terk edilmiş, aile ve toplum temelli modeller geliştirilmiştir. Geldiğimiz noktada gelişmiş ülkelerde devlet korumasındaki çocuk ve gençlerin yüzde 85’i koruyucu aile hizmet modelinden yararlanmaktadır. Ülkemizde ise bu oran yalnızca yüzde 30’lar civarındadır. Çözüm, aile temelli hizmetlerin hızla yaygınlaştırılmasıdır.

İçeriği Paylaş:

İlginizi Çekebilir: