Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

YUVALAR KAPATILINCA NE OLACAK?

YUVALAR KAPATILINCA NE OLACAK?

YUVALAR KAPATILINCA NE OLACAK?

Dernek olarak yuvaların kapatılması ve çocukların, gençlerin sağlıklı aileler yanında huzurlu bir geleceğe hazırlanması yönünde çalışmalarınız var. Neden vizyonunuza böyle bir öncelik koydunuz?

Sivil toplumu izleyen bir sayfa olarak bilirsiniz ki, sivil toplumda “Barınaklar Kapatılsın!”, “Sirkler Kapatılsın!”, “Yunus Parkları Kapatılsın” gibi kampanyaları sıkça görüyorsunuzdur. Tüm bu kampanyaların aslında tek amacı var. Hayvanlar doğal ortamlarında yaşasın. İşte tam da bu noktada bizim de savunduğumuz çocukların doğal ortamları olan ailede yetişmeleri. Dünyadaki tüm toplumların temeli aile. İnsanoğlunun ilk kurduğu kurum aile. Ama bizler çocukları aile ortamından uzakta, yuva ve yurtlarda personel eliyle yetiştirmeye çalışıyoruz. Tam da bu noktada çocuklara yönelik aile temelli hizmetlerin geliştirilmesini savunuyoruz. Çocuk ilk olarak biyolojik ailesinin yanında hayata hazırlanmalıdır. Eğer devletin tüm desteklerine rağmen bu başarılamıyorsa, çocuk koruyucu ailede hayata hazırlanmalıdır. Biyolojik ailesiyle ilişkisi kopmuşsa çocuk derhal evlat edindirilmelidir. Çocuk, eğer tüm bu hizmetlerden yararlandırılamıyorsa, yaşı büyükse ve koruyucu aile yanına yerleştirmek istense de aile bulunamıyorsa, 6-8 kişilik evlerde hayata hazırlanmalıdır diyoruz. Bu modellerin sırayla uygulanmasının koruma altındaki çocukların refahı ve esenliği için gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Yetimhane/yurt/alternatif bakım evlerine neden bu kadar karşısınız?

Yuvaların çocukların gelişimlerine verdiği zararlar üzerine 20. yüzyılın başından beri oldukça hacimli bir literatür birikti. Örneğin kurum bakımı hastalığı dediğimiz tensel dokunuş ve sevgi eksikliğinden kaynaklı bebek ölümleri gerçekleşiyor. Bebekler yuvalarda 18 saate kadar karyolaların arkasında kalabiliyor. Yetişkinlerle temasları yetersiz. Bakıcı sayısını istediğiniz kadar artırın çocuklarda yine de gelişim gerilikleri yaygın görülüyor. Yuvalardaki çocukların gelişimlerinde her üç ayda bir ay kaybettiği akademik araştırmalarla ispatlanmış durumda. Çocuklarda dil becerileri, psikomotor beceriler gibi becerilerin akranlarının çok gerisinde olduğu yine biliniyor. Yuvalardaki çocukların sosyal dışlanmalarla karşı karşıya kaldığı, öetileştirildiği, etiketlendiği yine çok açık. Çocuklara karşı acıma, korku ve merakla karışık bakış açısı çocukların kendilerini toplumsal hiyerarşinin en altında konumlarına neden oluyor. Çocuk bu bakış açısının yaygınlığından dolayı kendini gerçekleştiremiyor. Bugün koruma altındaki gençlerin yüzde 72 gibi büyük çoğunluğu lise mezunu bile olmadan kurumdan ayrılıyor. Eğitim ortamından kopmaları çok yaygın. Ayrıca, uluslararası alanda farklı ülkelerdeki istatistiklere göre korumadan ayrılan gençlerin yüzde 10’u korumadan ayrılınca canına kıyıyor. Yüzde 14’ü fuhuşa sürükleniyor. Yüzde 20’si suça sürükleniyor. Ayrıca, ailesiz bir ortamda büyümenin çocuklar için şiddetle eşdeğer olduğu yine akademinin sıkça dile getirdiği bir konu. Aile hakkı yasalarda var ama gözardı ediliyor. Aile Hakkı bugün temel insan haklarından birisi olarak görülüyor. Bu ve benzeri çokca nedenin yuvaların kapatılması için gerekli olduğunu tüm dünya giderek daha yüksek sesle tartışıyor.

Aslında son günlerde artan “çocuğa karşı cinsel istismar” haberleri bu kurumlara karşı soru işaretlerini artırdı. İstismara bu kadar açık kurumlar mı yurtlar?

Bugün Birleşmiş Milletlerde “Eğitim Hakkı Aile Hakkından Büyük Değildir.” diye kampanyalar yürütülüyor. 15 yaşından küçük bir çocuğun eğitim adı altında ailesinden koparılmasını çok anlamsız buluyorum. Hele bunun hangi taraftan olursa olsun bir siyasi davaya kazandırılacak çocuklar olarak görülmesine de çok üzülüyorum. Bence hükümetler çocuklar için alternatif eğitim yöntemleri ve kanalları bularak çocukları ailelerinden ayırmamalıdır.

İstismar konusuna gelirsek. İstismarı ilk olarak cinsel istismar olarak düşünüyoruz, yanılıyoruz. Kapalı kurumlar doğaları gereği ürettiği şiddet bir istismardır. Bu akıl hastanesi olur, yuva-yurt olur, hapishane veya ıslahevi, huzurevi olur. Adını siz koyun. İşte bu yüzden dünyada giderek artan bir şekilde “kurumsuzlaştırma” diye bir akım var. Yuva ve yurtların da kurumsuzlaştırılması, yani kapatılması ve çocukların aile ve toplum temelli hizmetlerden yararlanarak hayata atılması gerekiyor.

Biz hep ‘kurumların daha da iyileştirilmesi için ne yapılabilir’i konuştuk… Yuvaların kapatılması yeni bir tartışma konusu mu yoksa bir uzlaşı var mı? Uzlaşı/Tartışma büyüyor mu?

Dünyada kimi rakamlara göre 8 milyon, kimisine göre 17 milyon çocuk yuvalarda yaşıyor. Her ne kadar yuvaların çocukların gelişimine verdikleri zararlar üzerine bir mutabakat olsa da yuvalardaki çocukların sayısı artmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği yuva bakımının sonlanması, aile ve toplum temelli hizmetlerin yaygınlaşması için çalışmalar yapsa da yuvaların tüm dünyada kapatılmasının önünde bazı engeller var. Gelişmiş Batı ülkelerinde yuvalar büyük ölçüde kapatıldı. Japonya, Çin, Kore gibi ülkelerde kan bağına olan aşırı vurgudan dolayı aile ve toplum temelli hizmetler geliştirilemiyor. Müslüman ülkelerin sorunları da yine kültürel. Çocuklara yetimhanede bakmak çok büyük sevap işlemek gibi görülüyor. Ayrıca, mahremiyet, nikah düşer gibi konulardan dolayı çocukları koruyucu aile ve evlat edinme modelleri yeterince yaygınlaştırılamıyor. Afrika’da Aids’ten dolayı etiketlenmeler çok yaygın. Aids’li çocuklar evlat edindirilemiyor, koruyucu aileye yerleştirilemiyor. Ayrıca, yoksulluktan dolayı çocuğuna bakamamak da büyük utanç olarak görülüyor ve devletin aile bütünlüğüne desteğini almak istemiyor Afrikalı aileler. Sonrasında da kırıldıkça kırılıp çocuğun yuvaya düşmesine neden oluyorlar. Slav cofrafyasında ise engelli çocukları yuvaya bırakmak çok yaygın mesela. Bunun gibi farklı bağlamları, boyutları olan bir mesele.

Bunların yanı sıra çok daha önemli bir konu var ki, Sivil Sayfalarla beni tanıştıran olgu da o. Yetimhane Endüstrisi diye bir kavram var. Yuvalarda çocuklara bakmak çok maliyetli. Örneğin ülkemizde ayda 5 bin TL. Dünyanın her yerinde de maliyetler çok yüksek. Uluslararası yardımları daha çok çekmek için çocukları aç bırakmak, çocukları ailelerinden gereksiz yere kopararak sözde yetimler yaratarak, yaal olmayan bir şekilde çocukları uluslararası evlat edinmeye konu ederek işleyen bir yapı söz konusu. İnsanların bağışçılık yaklaşımı genelde somut bir şekilde yaptığı bağışı görmek. Yuvalar bunun en güzel örneklerini sunuyor. Ailenin bütünlüğüne bağış yapın deseniz bağış bulunamıyor ama yuva ve yurda herkes bağış yapmak istiyor. Bu Yetimhane Endüstrisi ve Gönüllü Turizmi yuvaların kapatılmasının önündeki bürokratik ve yerleşik çıkarların başlıcaları. Hatta buna devletlerin bile alet olduğu söylenebiliyor. Endonezya’daki tsunumamiden sonra uluslararası yardımları daha çok çekmek için yüzbinlerce sözde yetim ortaya çıkarıldı. Aynı şekilde Haiti’de, Nepal’de hatta ülkemizdeki depremden sonra bile sözde yetimlerin yaratıldığı belirtiliyor.

İdari makamlar, devlet tarafı konuyu nasıl değerlendiriyor? Ufukta “kapatılma” gibi bir durum söz konusu mu? Bir eylem planı var mı?

Ülkemizde özellikle 2005 yılında Malatya Çocuk Yuvasında yaşanan dayak skandalı ve ardından gelen kamuoyu tepkisi nedeniyle yuvaların kapatılması için çalışmalar yapılmaya başlandı. Son on yılda ülkemizdeki çocuk koruma sistemi önemli bir değişime uğradı. Yoksulluktan dolayı yuvalara çocuk almak neredeyse sıfırlandı ve çocukların ailelerine destek verildi. Binlerce çocuk aileye dönüş projeleriyle ailelerine döndürüldü. Koruyucu aile ve evlat edinme modelleri ivme kazandı. Kışla tipi bakımdan sevgi evleri ve çocuk evlerine geçişte önemli bir adım atıldı. Bir eylem planı var diyemeyiz ama çocuk koruma sisteminin oldukça hızlı, bazen düşe kalka bir yolculuğu olduğunu söyleyebiliriz.

Pek çok sivil toplum kurumu yurtta kalan çocuklar için yardımlar/bağışlar topluyor, organizasyonlar yaparak çocuklara yardımcı olmaya çalışıyorlar. Sizce iyi bir çaba mı yoksa sıkıntılı bir durum mu?

Açıkçası literatür de bunu çok sorguluyor. Ölümcül yardımlar deniyor bunlara. Hayat Sende olarak hep söylediğimiz hayır hasenat yaklaşımıyla koruma altındaki çocukların sorunlarının çözülemeyeceği. Çocuklar maddi değil sosyal yoksun. Çocukların ve gençlerin insan kaynağı kalitelerini artıracak çalışmalara odaklanmak lazım. Veya personelin çocukların sorunlarıyla mücadele kapasitesini geliştirecek projelere eğilinmesi lazım. Biz yuvalardaki gönüllülük projelerinin çok ama çok büyük bir bölümünün yuvalardaki çocuklara zarar verdiğini, çocukların gelişimlerini olumsuz etkilediğini, çocuklarda bağlanma bozuklukları gibi bozukluklara yol açabildiğini görüyor ve biliyoruz. Bu yüzden de sosyal hizmet uzmanı, pedagog, öğretmen, psikolog gibi çocuklarla çalışmayı bilen meslek grupları dışında yuvalarda gönüllü olunmasına karşıyız.

Dünyada yetimhanelerin, yurtların kapatıldığı örnekler var mı?

Gelişmiş Batı ülkeleri bu konuda oldukça ilerde. Ama bu sadece gelişmişlikle alakalı değil. Ruanda mesela iyi bir örnek. Ruanda’da da aile ve toplum temelli hizmetler ülkenin bütün fakirliğine rağmen oldukça gelişmiş durumda. Ama ben inanıyorum ki, çocukların personel eliyle bakılmadığı bir dünya en geç 2050’li yıllarda gerçekleşecek.

Yetimhanelerin/yurtların kapatılmasının ardından önerdiğiniz model nedir?

Öncelikle ailelerin parçalanmasını önlemeye çalışmak ana odak olmalı. Buna rağmen aile parçalanıyorsa, aileye destek verilmeli ve çocuk yine ailede tutulmaya çalışılmalı. Eğer tüm maddi ve diğer desteklere rağmen çocuk ailede tutulamıyorsa koruma altına alınmalı ve koruyucu aile, evlat edinme modellerinden yararlanarak hayata atılmalı. Bunlardan da yararlanamıyorsa, 6-8 kişilik çocuk evlerinde kalmalı.

Çocuklar koruyucu ailelerin yanında da kötü tecrübeler yaşayabiliyorlar. Eğer ki koruyucu ya da evlat edinen aileler bulunacaksa nelere dikkat edilmeli? Mevcut düzenlemeler, denetimler yeterli mi?

Kaçırdığımız nokta yuvalardaki çocukların ne kadar sıkıntı yaşadığından bihaber oluşumuz bence. Biz kanıta dayalı çalışmalar gerçekleştiriririz. Alanda 40 yıldır çalışan Prof. Dr. Neşe EROL hocamızın verilerine göre, biyolojik ailede her yüz çocuktan yalnızca 9’u sorun davranış gösterirken, koruyucu ailede bu oran yüzde 12; personel eliyle bakımda ise yüzde 43. Yuvalardaki çocuklarda oldukça yüksek. Sorun davranış gösterme çocuğun duygu dünyasıyla çok alakalı. Bu rakamlar size eminim fikir verecektir.

Denetim kapasitesi konusunda da mutlaka daha yol alınması lazım. Mevzuatta hepsi var ama Bakanlığın bu konuda da kapasitesini artırması gerektiğini düşünüyoruz.

Görünen o ki yurtlar/yetimhaneler/bakım evleri kapatılana kadar alınması gereken daha çok mesafe var. Biz bu arada mevcut koşullarda devlet korumasındaki çocuklar için neler yapabiliriz?

Açıkcası Hayat Sende olarak bizim düşüncemiz tüm kaynaklarımızı, insan kaynaklarının, gönüllü kaynakların, finansal kaynakların tümü olmak üzere aile ve toplum temelli hizmetlerin geliştirilmesine ayırmamız gerektiği.

Biraz da Sosyal Duvarları Yıkalım/Doğru Sözlük projesinden bahseder misiniz?

Biz çalışmalarımızda gördük ki, toplumla devlet koruması altındaki çocukların arasında bir sosyal duvar ve bunu aşmalıyız. Bu sosyal duvar başta medya tarafından inşa ediliyor. Bu amaçla Sabancı Vakfı desteğiyle Sosyal Duvarları Yıkalım projesini yürüttük ve koruma altında yetişen gençlere ilişkin olumsuz söylemlerle mücadele ettik. Bu amaçla hazırladığımı doğru sözlük ise oldukça ses getirdi. Doğru Sözlük koruma altındaki çocukları etiketleyici söylemlerle mücadele amacıyla hazırlanan bir sözlük. Sitemizden inceleyebilirsiniz.

 

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

İçeriği Paylaş:

İlginizi Çekebilir: