Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

YURTLAR VE İNTİHARLAR

YURTLAR VE İNTİHARLAR

YURTLAR VE İNTİHARLAR

Son dönemlerde sabahları uyandığımızda haber sitelerine bakmaya, elektronik postamıza gelen haberleri okumaya korkar olduk. Neredeyse her ay  ‘Yetiştirme Yurdundan Bir Çocuğumuz Yaşamaktan Vazgeçiyor!’

İçinde çocuk ve intihar olan bir haberi okuduğumuzda kabullenmek bizim için mümkün olmuyor!

Haberlerin büyük bir çoğunluğunda bu sanki tamamiyle bireysel bir davranış bozukluğu olarak ele alınıyor.

Ama hayır, o işler öyle olmuyor!

Çocuk yaşamdan, yaşamaktan vazgeçiyorsa onu öldüren yakınlar, onu öldüren kitleler, onu öldüren kurumlar ve onu öldüren toplumlar vardır. Bu gerçekten kaçtıkça intiharlar kitleler halinde çocuk ölümleri olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir. Bu kaçınılmazdır.

Kurumların kutsandığı, sorgulanamadığı ve kurum bakımının bahşedilmişlik üstünlüğü ortadan kalkmadıkça bu gerçekten hiçbir kurum ve toplum kaçamaz.

Karşımıza çıkan haberleri bir bir toplayıp aslında koca bir bütüne ulaşıyoruz. Yetiştirme yurdunda olan çocuklar, ayrılan gençlerin önemli bir kısmı intihar ederek yaşamlarına son veriyorlar.

Bu, farklılıklarından ötürü bir grubun, bir kitlenin yavaş yavaş ölmesi demek.

Bu, yetiştirme yurdunda olan çocukların ve ayrılan gençlerin yaşama tutunacak hali kalmaması demek.

Bu, yetiştirme yurdunda olan çocukların ve ayrılan gençlerin sorunlarla baş etmeleri için gerekli desteğin onlara verilmemesi demek.

Bu, kurumların işlevsel olmaması demek.

Bu, kurumlarda yeterli oranda psikososyal destek ekibi olmaması demek.

Bu, kurum yaşamından sonra danışmanlık ve yönlendirme hizmetlerinin olmaması demek.

Bu, kurum bakımında olan çocuk ve gençler için kurum bakımının; onlarla toplumun arasına koyduğu mesafe demek.

Bu uçurum demek!

Bu çocukların o uçurum boşluğundan kendini bırakması demek!

Bir kurum müdürü ile görüşmemizde bize yıllardır bu işin içinde olduğunu ve çocukların büyük çoğunluğunun geçmiş yıllarda genellikle ekonomik nedenlerle kurum bakımına geldiklerini ancak durumun gittikçe değiştiğini, artık çocukların daha ağır psikolojik ve toplumsal  nedenlerden ötürü kurum bakımına geldiklerini söylemişti.

Peki önceki yıllara oranla neler değişti?

Bugün kurumlarda daha mı çok psikososyal ekip çalışıyor?

Bugün kurumların büyük oranda koğuş sisteminden ev tipi sosyal hizmet merkezlerine dönüşümü çocuklarda neyi dönüştürdü?

Çocuklar hayata entegrasyonları için hangi sistem mekanizmalarından eksiksiz bir biçimde faydalanıyor?

Hangi kurum şiddeti, travmalarla biraz daha perçinleyip çocuğa daha çok doğrultmuyor?

Çocuklar kendilerini neden savunmasız ve yalnız hissedip bu hayattan vazgeçiyor?

Kaçınız 17 yaşında iken ölümünüzü garanti altına almak için iki bileğinizi keserek kendinizi falezlerden aşağıya o korkunç dalgalara bıraktınız?

 

Ne mi yapmalıyız?

Güvenli alanlarımızdan haykırarak, kurumların işlevsel olmadığını söylemek için ayağı kalkmalıyız.

Çocukların yeterli destek almadığını kabul etmeli, kolları dönüştürmek için sıvamalıyız.

Çocuklarımızı kitleler halinde toplum olarak öldürmemeliyiz.

Toplumsal ve kurumsal alanları farklılıklara dönük yeniden inşa etmeliyiz.

 

Biz bir karar vermeliyiz!

Çocuk ölümlerini izlemeye devam etmek ya da elimizi taşın altına koymak arasında.

 

Biz çocuklardan yana, çocuklar için birlikte mücadele etmeliyiz!

 

Hayat Sende Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayşe Tek tarafından yazılmıştır.

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: