Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Yetiştirme Yurdu Problemi

Yetiştirme Yurdu Problemi

Yetiştirme Yurdu Problemi

Geçtiğimiz kasım ayında,  ekibi 14 yıldır yetiştirme yurdundan 136 Romanyalı çocuk üzerinde çalışma yapan Amerikalı nörolog Charles Nelson’u izlemek adına Bükreş’e gittim. Bu proje hakkındaki (uzuuuuuunnn) hikayem bu hafta Aeon Dergisinde yayınlandı. Yazımdan kısa bir parça:

“Charles Nelson ve diğer Amerikalı bilim insanları, 1999 yılında Bükreş Erken Müdahale Projesi’ni başlattılar. Şimdilerde meşhur olan çalışma, biyolojik anne babası tarafından devlet korumasına verilen anlamına gelen çoğu “sosyal yetim” olan Romanyalı çocuklar üzerine yapılmıştır. O zamanlar Romanya’nın yetim sorununa uluslararası bir feryat olmasına rağmen, birçok Romanyalı yetkili yetiştirme yurdundaki çocuklardaki davranış problemlerinin doğuştan olduğuna, ailelerinin de çocuklarını bu sebeple yurtlara verdiğine ve bu bozuklukların yurtlardan kaynaklanmadığına inanıyordu. Ve bu doğuştan gelen eksiklikler yüzünden çocukların yurtlarda, aileleriyle olacaklarından daha iyi olacakları kanısı vardı.

Bilim insanları da bu durumun doğru olup olmadığını öğrenmek adına çalışma yaptılar. Yetiştirme yurdundan 136 çocuğu ele alıp yarısını koruyucu aileye yerleştirdiler ve uzun yıllar her iki grubun da fiziksel, psikolojik ve nörolojik gelişmelerini takip ettiler. Tahmin edildiği gibi çocukların, yetiştirme yurtlarında değil koruyucu aileyle daha iyi olduklarını ortaya çıkardılar.”

Bu projenin belki de en ilginç yanı sorduğu “yetiştirme yurtları çocuklar için kötü mü?” temel bilimsel sorunun çoktan yanıtlanmış olmasıydı. Tabii ki de yetiştirme yurtları çocuklar için kötü. Onlarca yıl önce yapılan çalışmalar da zaten yurtların korkunç olduğunu göstermekteydi.

İnsan denekli araştırmalar eğer orijinal soruları ele almıyorsa, genellikle etik değildir. Fakat bu durumda, Romanyalı yetkililer daha önceki çalışmalara hiç ilgi göstermediğinden, Nelson’un projesi etik olarak haklı görülmektedir. Hatta tam aksine istikrarsız ve güvenilmez koruyucu ailelerdense, devlet korumasındaki yetiştirme yurtlarında çocukların çok daha iyi koruyacağına karşı güçlü bir kültürel inanca sahiptiler. Böylece çalışma beklenenin çok da ötesine gitti ve bunu nasıl yaptığı da benim hikayemin özünü oluşturuyor.

Raporlamam süresince Romanyanın kurumları tercih eden kültürünü anlama konusunda çok sıkıntı çektim. En sonunda bunu, 1989’da öldürülmesinden yıllar önce kasti şekilde devlete bağlılığı sağlamak adına yetiştirme yurtlarındaki çocukları nüfusunu arttıran Romanyalı diktatör Nicolae Ceaușescu’dan süregelen gelenek olduğuna karar verdim.

Fakat bu hafta arkadaşım bilim yazarı Maia Szalavitz’ten yetiştirme yurtlarını savunan düşüncenin hala şaşırtıcı bir biçimde yaygın olduğu öğrendim.

2010 yılında Szalavitz bir Forbes yazısında yetiştirme yurtlarının zararlarını ele alan bir yazı yazdı. Yazının bir kısmında etkileyici bir erken çalışmadan bahsediyor:

“Genç çocuklar için yetiştirme yurtlarının zararları üzerine araştırma 1940’lara dayanmaktadır. Var oldukları sürecek yetiştirme yurtlarında ölümler hep yüksek oranlarda görülmüştür. 20. yüzyılın başlarından itibaren bu durumun bulaşıcı hastalıklar yüzünden oluştuğu söylenmiş ve yurtları steril tutan, yataklar arasına steril çarşaflar asmak gibi çocukları birbirinden uzaklaştıran girişimler denenmiştir.

Ancak Avusturyalı psikanalist ve hekim Rene Spitz farklı bir teori ortaya koymuştur. Buna göre Rene, yurtlardaki küçük çocukların sevgisizlikle büyüdüklerini – çok önemli olan anne-baba ilişkisinden yoksun olduklarını ve sonuç olarak da bunun kendilerine zarar verdiğini hatta öldürdüğünü öne sürmüştür.

Teorisini test etmek adına izole edilmiş hastane beşiklerinde büyüyen küçük çocuklar ile hapiste anneleriyle birlikte büyüyen çocukları karşılaştırmıştır. Çalışmaya göre, eğer bir sürü insanla aynı yerde kalmaktan çoğalan mikroplar sorun olsaydı, her iki gruptaki çocukların durumu aynı şekilde kötüye gidecekti. Hatta hastanedeki steril koşullar göz önüne alındığında hastanedeki çocukların çok daha iyi olması gerekiyordu. Eğer sevgi önemliyse de mahkumların çocuklarının iyi olması gerekirdi.

Sonuçta sevgi kazandı: kasvetli hastane odalarında büyüyen çocukların %37si ölürken, hapiste büyüyen çocukların hiçbiri ölmedi. Hapisteki bebekler daha çabuk büyüdü, fiziksel olarak daha büyük oldular ve diğer grupla kıyaslandığında Spitz’in gözlemlediği her yönden çok daha iyiydiler. Hastanede yaşamayı başaran çocukların ise her türlü hastalığa yakalanmaya daha meyilli olduğu görüldü. Bu çocuklar daha sıskaydılar ve bariz bir şekilde psikolojik, zihinsel ve davranış sorunları vardı.”  

Şaşırtıcı kısım şimdi geliyor. Szalavitz, o yazıdan sonra hala yurtların çocuklar için uygun olduğuna inanan kişilerden tonlarca yorum aldığını söyledi. Yurtları savunan o kadar çok kişi vardı ki birkaç gün sonra tekrar bir yazı yazma durumunda kaldı. Bu yazısında New York Times’ta dehşet verici “Araştırmalar Yetiştirme Yurtlarının O Kadar da Kötü Olmadığını Gösteriyor” başlığıyla yayınlanan bir hikayeye değindi. 2009’da yayınlanan sözkonusu araştırmada Afrika ve Asya’da yetiştirme yurdu ve aile evlerinde yaşayan çocuklar arasında hiçbir zihinsel gelişme ya da duygusal bir fark bulamadığı söyleniyor. Ancak Times makalesinin değinmediği çok önemli bir durum vardı: bu çocukların hepsi 6 ila 12 yaş arasındaydı. Ancak bu yaştan daha küçük çocuklar için yurtlar oldukça zararlı.

Bu düşünceyi kabul etmek neden bu kadar zor? Szalavitz’e göre bunun maliyetle hiçbir alakası yok. Koruyucu aile sistemi, yetiştirme yurdunu açık tutmaktan çok daha az maliyetli. Ancak Szalavitz bunun yine de parayla ilgili olduğunu düşünmekte, şayet hükümet ya da kar amacı gütmeyen fonların bireylere değil de kurumlara verilmesi çok daha kolay. Bu da benim Romanya’da duyduklarımı tasdik ediyor. Romanyalı koruma altındaki çocuklar projesinde araştırmacılardan birisi olan Elizabeth Furtado şunları söylemişti:

Projede son iki yılımız başarısız geçiyordu çünkü ergenlerin davranışları daha zor yönetiliyor ve koruyucu aileler devletten gittikçe daha az mali, eğitim ve duygusal destek alıyordu. “Bir yandan bu çocuklar için çok iyi şeyler yaptığımızı biliyorum, ancak yasaların bulduklarımıza yeterince ayak uydurmaması beni oldukça üzüyor.”

Hayat Sende’ye bağışlarınızla destek olun. https://fonzip.com/hayatsende/bagis#/


Emine Gökçe Yanık tarafından aşağıdaki linkten çevrilmiştir.

Virginia Hughes tarafından 31/07/2013 tarihinde Only Human adlı blogda yayınlanmıştır.


Metnin orijinali:

http://phenomena.nationalgeographic.com/2013/07/31/the-orphanage-problem/

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: