Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

TARİHSEL BAĞLAMDA KİMSESİZ ÇOCUKLAR

TARİHSEL BAĞLAMDA KİMSESİZ ÇOCUKLAR

TARİHSEL BAĞLAMDA KİMSESİZ ÇOCUKLAR

Osmanlı tarihinde devşirme sisteminin ilk defa Orhan Gazi döneminde Pençik uygulaması ile yapıldığı düşünülmektedir. Pençik savaşta esir düşenlerin beşte birinin padişaha kalmasına dayanır. Daha sonra devşirme sisteminin geliştiği görülmektedir. Devşirilen çocuk 5-15 yaş arasında, Hıristiyan olan, sağlıklı, sünnet olmamış(Yahudilerden alınmazdı.), evlenmemiş, şehre gitmemiş, ilim okumayan, tüccar olmayan yani gözü açılmamış olanlardan devşirilirdi. Burada belirtilmesi gereken diğer bir husus anne ve babası olmayanların arsız olur nedeni gösterilerek devşirilmemesidir. Tek çocuğu olanların verginin miras kalarak düzenin devam etmesi için çocuğu devşirilmezdi. Görevliler Balkanlar ve Anadolu’da gezerek Hıristiyan cemaatten şartlara uyanları devşirirlerdi. Devşirilenler İstanbul’da Acemi Ocağına veya Gelibolu’da bulunan saraya yollanırdı. Muayene edilir, sünnet edilir ve taşraya 1-2 yıl Müslüman bir ailede kalarak Türkçeyi, Müslümanlığı ve gelenekleri öğrenmesi için gönderilirdi. Müslüman aile yanından Acemi Ocağına alınır ve diğer ocaklarda istihdam açığı oluşması beklenirdi. Güzel, yetenekli ve zeki olanlar ise toplanarak Enderun’a getirilirdi. Türk tarihçiler genellikle devşirme uygulamasını Hıristiyanların Türk bürokrasisine girişi olarak yorumlarlar. Enderun’a giren sadrazamlığa kadar yükselme şansı vardır.(Bkz. Sırp devşirme olan Sokullu Mehmed Paşa, Pargalı İbrahim Paşa gibi.) Bulgar Tarihçi olan Nikolay Todorov’un “Bulgaristan Tarihi” kitabında geçen bir halk türküsünde “Başımı veririm Voyvoda Jona’yı Türk inancına vermem” alıntısı ise olayın farklı bir yönünü göstermektedir. Enderun’da devşirmelere susmak ve itaat etmek asıl olarak öğretilir. Enderun’dan çıkanlar en aşağı Subaşı veya Alaybeyi görevinden Beylerbeyliğine kadar görevlere gelebilirlerdi. Enderun’a girmemiş olanlarda Yeniçeri olarak devletin askeri ihtiyacını karşılıyorlardı.

Burada asıl anlatmak istediğimi anne ve babasından küçük yaşta ayrılarak çocukların Osmanlı bürokrasisine yetiştirilmesidir. Buradan günümüz kimsesiz çocukların eğitimi üzerine öneri yapılacaktır. Fakat önce kimsesiz çocukların Modern dönem dediğimiz Milliyetçilik döneminde nasıl bir konumda olduklarına değinmek istiyorum.

Tanzimat’ın ilanından önce Osmanlı Askeri Yüksek Okullarında öksüzlere kısmen devşirme sistemi geleneğindeki gibi anne ve babadan ayrı olan öksüzlerin yer aldığını görüyoruz. II. Meşrutiyet döneminde eğitim ilköğretime parasız ve zorunlu hale getiriliyor. Büyük Güçler olarak anılan dönemin devletleri Osmanlı toprağında kendi okullarını kurarak yayılma alanlarını geliştirmek istiyorlar. Bu okullara kimsesiz Gayr-i Müslim çocuklarını özellikle aldıklarını görüyoruz. Müslimlerinde alındığı okullar vardır. Bunların meyvelerini Osmanlı devletini son döneminde severler dernekleri(Amerika Severler Derneği, İngiliz Severler Derneği vs.) ile görmek mümkündür. Osmanlı Millet sistemi içinde yer alan cemaatler laik, kiliseden bağımsız bir eğitime doğru ilerliyorlardı. Rum Ortodoks Cemaatin kurduğu Kuruçeşme yüksek öğretiminde fakir çocuklar ve öksüz çocuklara eğitim verilerek Rum Burjuvazisi oluşturmak isteniyordu. Fener Burjuvazisinin çocukları özel hocalardan ders almaktaydılar. Ermeni Cemaatinin 1838 yılında kurduğu Cameron Okulunda yoksul öğrencilere ücretsiz eğitim veriliyordu. Yahudi Cemaatinde de benzer uygulamalar vardı. Bu şekilde hiçbir üyenin dışarıda bırakılmayarak birlik kurmaya çalışıyorlardı. Osmanlı’da Darüş Şafaka’da kimsesiz çocuklara eğitim vermesi açısından yer verilmesi gereken başka bir Osmanlı okuludur.

Sümerlerden bugüne kadar kaynaklar incelendiği zaman kimsesiz kalan çocukların bir şekilde toplum içine katılması için uğraşıldığı ve çaba sarf edildiği görülmektedir. Yukarıda Osmanlı’da kimsesiz çocukların cemaatlerin içine alınmasını, Yabancı Devletlerin kendilerine yakın olması için ve Osmanlı Enderun sistemi ile kimsesiz bırakılarak devlete bağlı bürokrat ve asker yetiştirmeyi amaçlayan sistemleri gördük. Türkiye Cumhuriyet’inin ise elinde bir şekilde kimsesiz kalarak Devlet Korumasına alınan bir sürü çocuk bulunmaktadır. Bu çocukların eğitimi için ayrıca bir çabanın olduğu ne yazık ki görülememektedir. Hatta çocukların barındığı önceden Çocuk Yuvası ve Yetiştirme Yurdu olarak isimlendirilen kurumlara eğitim bakımından hiç özen göstermediği gözlemlenmektedir. Bu kurumlara Milli Eğitim’de veya başka kurumlarda sorunlu olan kişilerin tayin edildiği bilinmektedir(Bkz. Demirhan Kadıoğlu). Kurumda çalışan, yol göstermesi gereken kişilerin tam tersi hareket ettiği, bu çocuklardan hiçbir şey olmayacağı şeklindeki görüş bildirdikleri bilinmektedir(Bkz. Hulusi Armağan). Kişisel olarak bildiğim 18 yaşına geldiği halde, 1 yıl daha yurtta kalarak üniversiteye hazırlanmak isteyen kişinin yurt kapısı önüne bırakıldığı bir vaka vardır. Bundan başka 17 yaşında lise 2. sınıfa giden bir kişinin 18 yaşında liseyi bitirmiş olmayacağı için okuldan alınan başka bir vaka daha vardır. Yurtta kalıp okumayan bazı çocukların ANY(Aile Nakli Yardım) denilen sisteme çıkarılacağına dair ailelerine dilekçe imzalattıkları ve bu dilekçelerin aslında yurttan alma veya çıkmak istiyorum şeklinde olduğu bilinmektedir(Bununla ilgili birçok çocuk koruma kararını tekrar çıkarmak için dava açmıştır). Devlet Korumasında bulunan gençlere “okuyup ne yapacaksın, nasıl olsa devlet sana iş veriyor” gibi akıllar veren öğretmenlerde vardır. Belirtmeliyim ki azınlıkta da olsa çocuklar için çırpınan insanlarda mevcuttur. Ne kadar kurumların ismi değişerek “Sevgi Evi” ve “Çocuk Evleri” yapılmış olsa da hala eski kadrolar yer almakta ve anlayışları aynıdır. Sevgi kelimesinin içini dolduran pekte durum görülmemektedir. Kısaca kadrolar gözden geçirilerek, özel seçilmiş kadroların, sivil olarak ilgilenenlerle iş birliği yapacak kadroların iş başına getirilmelidir. Devlet ve toplum artık sivil toplum kelimesinden korkmayı bırakmalıdır.

Sonuç olarak bir şekilde devletin elinde bulunan bu çocukların devlete yararlı olmaları için özel çaba ve sevginin bulunduğu ortamlarda eğitim verilmeli ve çocuklar geliştirilmelidir. Tarih boyunca olduğu gibi devlete üst düzey yetenekli görevliler, özel sektörde başarılı bireyler, topluma entegre olmak zorunda kalan kişiler değil de toplumu geliştiren kişiler olarak çıkmalarını sağlaması gerekir. Bunun için önce devletin ve toplum önyargısını kırmalı ve elini taşın altına koymalıdır.   

Yasin Çetin, devlet korumasında yetişen gençlerce kurulan Hayat Sende Derneğinde aktif çalışmalarına devam etmektedir.

Kullanılan Kaynaklar

  • Demirhan Kadıoğlu, Yetiştirilmiş Hayatlar.

  • Hulusi Armağan Yıldırım, Zor Çiçekler.

  • Namiye Mutluay, Eski Yakın Doğu Toplumlarında Çocuk.

  • Osmanlı Devlet Teşkilatı Ders Notları.

  • Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi.

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: