Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Şekersiz Çay

Şekersiz Çay

Şekersiz Çay

ŞEKERSİZ ÇAY

Çocukluk yıllarım. 10-11 yaşlarındayım. Artık evim, adresim ATATÜRK ÇOCUK YUVASI. A Blok Üst katta kalıyorum. Koğuşumuz var. Kızlar koğuşu. 8 kişilik. Sekiz ayrı dünyası olan, hayatın yollarını kesiştirdiği 8 ayrı insan yavrusu. “Yavrum” sözünü duymaya hasret çeken. Yavrum, evladım demesi gerekenlerin çok çeşitli sebeplerle uzaklarda olduğu… Sırf bir çocuğa yavrum demek için bile koruyucu aile olmalı iyi insanlar. İlerleyen yıllar da bir gazeteci yazarın yurt ve yuvada kalan çocuklarla ilgili bir köşe yazısında “yavrum” diye hitap etmesinden dolayı uzun yıllar köşe yazılarını okuduğumu hatırlıyorum. Sadece bir kelime için. Anne, babası yanında olamayan bir çocuğa “yavrum” diye hitap ederek yazdığı bir köşe yazısından ötürü takip etmiştim. Ne kadar önemsemişim. Nasıl da yokluk çekiyormuşum meğer kızım, yavru, evladım sözlerini duymaya... Şimdi daha iyi anlıyorum. Belki de bu yüzden kızıma gün içerisinde defalarca yavrum diyorum. Kendi açlığını hissettiğim o duyguyu doyurmak için.   

1994-1995 yılları. Sabahları kalkıp üzerimizi giyiniyoruz. Okula gitmek için hazırlanıyoruz. Elimizi yüzümüzü yıkıyoruz… Musluktan su içerek büyüdük biz. Ağzını dayayıp musluğa, kana kana su içmek… Susayınca başka türlü bir ihtimal yoktu ki…  

Yemekhanemiz ayrı bir binadaydı. A blok(Üst, Orta, Alt kat) E blok ve C blokta kalan farklı yaş gruplarından çocuklar, cümbür cemaat yemekhanede görürdük birbirimizi. Tabi ki o kadar kalabalıkta sıra olmak zorundasınız kahvaltınızı alabilmek için. Uyanıklar sıranın önüne geçerdi beklemeden. İtiraz eden olursa çamura yatar, ben buradaydım zaten derlerdi. Uzar giderdi.  Üzerinden uzun yıllar geçip de anılarda kalınca keyifli geliyor insana. O yıllarda başlamışız mücadele etmeye.  Demir tabildot kahvaltı tabakları vardı. Üç gözlü. Her türlü kahvaltılık olabilir o tabakta. Ama haşlanmış yumurta varsa bilin ki çok uzun süre haşlanmıştır. Kaskatı. Eee bize fikrimizi soracak değiller ya. Çok zaman sonra öğrendim yumurtanın kayısı kıvamında da pişirilebildiğini. Kızım öyle seviyor mesela. Biz o yumurtaları kırmak için oyun yapar birbirimizin yumurtalarına tokuştururduk. Yumurtasının kabuğu kırılan yenilir, sağlam kalan yenmiş sayılırdı.

Her kahvaltının olmazsa olmazı çay olurdu bir de. Ama öyle sizin bildiğiniz, içtiğiniz gibi bir çay değil. Yurt ve yuvalarda çaylar kazanlarda pişirilir. Bizimkinde de öyleydi. İçine şeker ölçüsüzce boca edilir. Şerbetten daha tatlı hatta tiksindirici derecede tatlı olur ve insanın içini bulandırırdı. Ben o gün bugündür şekerli çay içemem. Nedenini bilmeyenler vücut kitle endeksim 3 gram artacağı ile alakalı olduğunu sanır. Oysa ki hiç alakası yok.  Benim çayı şekersiz içmem yuvadan kalma… Daha vahimi o çaylar çelik bardaklarda içilir. Hayal edin ki sıcak çaydanlığa dokunuyorsunuz. Çocuksunuz… O çaylar yıllarca yaktı bizim ellerimizi. Evet sıcak bir dokunuş istediğimiz doğrudur o yıllarda. Lakin bu git çaydanlığa sarıl da ısın demek gibi bir şey.

Yuva çocuklarına has bazı terimler vardır. Dış yuva deriz mesela yuva dışına. Şampuanın adını yıllarca şimpion sananlarımız vardı. Balıkçı çizmelerimiz vardı bir de. Kış aylarında giydiğimiz. Alt tabanları turuncu,  üstleri siyah. Herkesin aynı olduğu için giyerken hep karışan ve bu sebeple sağ ayak numarasının sol ayaktan farklı olduğu…

Bir de gezilere gittiğimiz mavi pejo minibüslerimiz vardı. Her gezi öncesi önce ben bineceğim, arka köşeyi ben kapacağım diye didiştiğimiz. O gezilerin en güzel tarafı geri dönerken yuvaya yaklaştığımızda hep bir ağızdan koro halinde söylediğimiz şu şarkıydı;

Bahçelerde kereviz. Hoppa ninna.

Biz kereviz yemeyiz. Hoppa ninna.

Bize YUVALI derler. Hoppa ninna.

Biz adamı si si si silifkenin yoğurdu.

Ah seni kimler doğurdu…

Doğurmak değildir mühim olan. Kimse doğduğu günü hatırlamaz zaten. Büyüdüğü zamanı, mekanı ve yanındakileri hatırlar... Çocukluk yılları insan ömrünün mihenk taşıdır. Bu zaman diliminde öpülen, sarılınan, dokunulan ve en önemlisi sevilen çocuklar olsun diye istiyorum, her çocuğun bir “Koruyucu ailesi” olsun…

 

Aslı Ece AYGÜN

25/01/2017, Ankara

Siz de Hayat Sende'ye bağışta bulunun, koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatlarına ışık olun. Katkılarınız için tıklayın.

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: