Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Olimpiyatlardan da Görüleceği Üzere Evlat Edinme Konusunda Hâlâ İnsanlar Çok Cahil

Olimpiyatlardan da Görüleceği Üzere Evlat Edinme Konusunda Hâlâ İnsanlar Çok Cahil

Olimpiyatlardan da Görüleceği Üzere Evlat Edinme Konusunda Hâlâ İnsanlar Çok Cahil
Olimpiyatlardan da Görüleceği Üzere Evlat Edinme Konusunda Hâlâ İnsanlar Çok Cahil
 
NBC’nin Rio Olimpiyatları’ndaki jimnastik sunucusu Al Trautwig şöyle bir tweet attı: “Anne ve baba olabilirler, ancak bu sporcunun kendi anne ve babası DEĞİLLER (They may be mom and dad but they are NOT her parents). Ron ve Nellie Biles, torunları olan Simone Biles’i yasal olarak evlat edindiler ve çocukları olarak büyüttüler. Trautwig attığı tweetle, Ron ve Nellie Biles’in Simone Biles’in anne ve babası olmadıklarını söylemiş oldu, ancak daha sonra tweetini silerek bu konuda özür diledi.
 
Olimpik jimnastikçi Simone Biles’in kendisini büyüten anne ve babası hakkındaki ifadelerinden, Ron ve Nellie’in bu sporcunun kariyerini en başından beri destekleyen çok tatlı insanlar olduğunu anlayabilirsiniz. Kızlarını sabahın köründe, saatlerce araba sürerek antrenmana götüren, kızlarının hayali olan jimnastikçi olabilmesi için kendi boğazlarından fedakarlık eden, kızları sakatlandığında hızla acil servise koşan veya kızları yaz kampındayken çocuk felcine yakalandığını duyunca ocaktaki yemeği unutup, hemen kızlarına koşan insanlardandı Ron ve Nellie.
 
Anne ve babalar böyledir işte. Spor basınından gazetecilere ardı ardına mülakat verirken Simone’ın, aslında biyolojik olarak dedesi ve babaannesi olan Ron ve Nellie’in kendisini büyüten anne ve babası olduklarını söylemek zorunda bırakıldığını görüyoruz. Simone’ın bezini onlar değiştirdiler, ateşi çıktığında geceleri başucunda onlar durdular, karnesini ve okula verilen izin kağıtlarını onlar imzaladılar, birlikte matematik ve İngilizce çalıştılar. Bazı mülakatlarında gazeteciler Simone’a annesinin adının Shanon olduğunu söylediğinde, nazikçe düzelterek Shanon’ın biyolojik annesi olduğunu, Nellie’in ise annesi olduğunu söyledi.
 
Henüz bir şampiyonada birincilik kürsüsüne çıkamasam da (henüz demem konusunda annem çok ısrar etti) şimdiye kadar bu tür sorulara yanıt vermek zorunda hiç kalmadım. Ancak, bu iç acıtıcı sorular bana çok tanıdık geliyor. Simone ve kız kardeşi gibi bazı trajik durumlar nedeniyle, beni büyüten annem ve babam da benim biyolojik anne ve babam değillerdi. 3 yaşındayken, biyolojik annem aniden öldü. Erkek kardeşlerim ve beni teyzem ve eniştem büyüttüler. Evlerine girdiğim andan itibaren onların kızı oldum. Evimizde, annemim doğurduğu üç çocuğu ile bir anda ellerinde küçücük bavullarla kapısında beliriveren ben ve erkek kardeşlerim arasında asla bir fark yoktu.
 
Anne ve babam çok dikkatli olmaya çalışsalar da, evimize gelen insanlardan bazıları durumumuzla ilgili çok özensizdi veya özenli olmak gereği hissetmiyorlardı. İlk başta, anneme şöyle sorular sorarken ben de kulak misafiri oluyordum, “Hangilerinin öz annesi değilsin?” “Bu çocukların hepsine bakabilecek misin?” ve sanki bizler yolun kenarında bir mukavva kutu içerisinden bulunan kedi yavrularıymışız gibi şöyle dediklerini duyardım, “Ne kadar büyük sevap işliyorsun!”
 
Yaşım büyüdükçe, insanlar düşüncelerini ve sorularını doğrudan bana sormaya başladılar. Bazen meraktan da sorsalar, bunlar aynı şekilde içimi acıtan türden sorulardı. “Neden sen de sarışın değilsin, gözlerin neden güzel kız kardeşin gibi mavi değil?”, sorularını yanıtladığım zamansa şöyle derlerdi “Ay, anladım, siz gerçek kardeş değilsiniz!
 
Gerçek kız kardeşin değil. Gerçek annen değil. Gerçek baban değil. Gerçek ailen değil.
 
Şimdi artık çocuk değilim. Bu konuda karşılaştığım cahil insanlarla başedip, onlara gerekli yanıtı verebilirim. Anne ve babamın beni büyüterek çok büyük sevap işlediklerini ve benim çok şanslı bir çocuk olduğumu söyleyip duran bir meslektaşıma, annemin saçlarının en az yüzde yirmibeşinin benim gençlik yıllarım nedeniyle beyazladığı cevabını verebiliyorum. Komşulardan biri altımızdan hangilerinin gerçekten kardeş olduğunu ısrarla öğrenmeye çalıştığında, hepimizin kardeş olduğunu ve aramızdaki ilişkinin DNA ile şekillendirilemeyeceğini söyleyebiliyorum. Kilisede karşılaştığım yaşlı komşulardan biri teyzemle ilgili sorular sormaya başladığında, aslında annemi kastettiğini bilsem de teyzemle ne kastettiğini anlamamazlıktan gelerek durumdan kendime eğlence yaratabiliyorum. Kendi kendine galiba hafızam kötüleşiyor diye düşünerek yanımdan uzaklaşırken bu konuda hiç de suçluluk duymayabiliyorum. Aslına bakarsanız, bana çok uzakta oturan teyzemi sorduğunu düşünerek, ilk bakışta afallayan ve duraksayan da ben oluyorum çünkü doğduğum zaman benim teyzem olsa da, annem bana göre benim teyzem olmasından belki de 10 kat fazla annem olmuştur.
 
İnsanların benim ve Simone’un ailesini anlayamamalarına akıl sır erdiremiyorum! Onları hiç ilgilendirmeyeceği konusunu bir yana bırakırsak, evlat edinme konusunda bu kadar kafalarının karışık olmalarının nedeni ne acaba? Evlat edinme çok olağan bir süreç. Hz. İsa’nın annesi onu bir sepete koyup, nehre bıraktığından bu yana bebekler biyolojik olmayan anne ve babaları tarafından büyütülebiliyorlar. Her yıl ABD’de yaklaşık 135 bin çocuk evlat ediniliyor. Biyoloji çok özel bir konu ve gözardı edilmemeli. Çocuklarıma benden geçen bazı fiziksel özellikleri görünce benim de hoşuma gidiyor. Sonunda kahverengi bir gözlü kızım olunca mesela dünyalar benim olmuştu. Ancak, gözleri mavi olan diğer çocuklarımı da aynı derecede seviyorum. Öte yandan, tıpkı uzun süre evli olan insanların bir süre sonra fiziksel olarak birbirlerine benzemeye başlamaları gibi, biyolojik anne ve babam olmasalar da anne ve babamdan aldığım bazı fiziksel özelliklerim de var. Pratik zekamı kesinlikle annemden almışımdır, antikadan hoşlanan babamın bu merakını bana vermesinin de bence genetikle bir ilgisi olmasa gerek. Ayrıca birçok insan çocuklarımın babaannelerine çok benzediklerini söyler ki, aralarında biyolojik olarak bir bağ bulunmamakta. Tüm bunlar elbette duyması hoş şeyler olsa da, aile sevgisinin tarifi bambaşka. Bu nedenle, aileme ve Simone Biles’in ailesine bakıp da, sevgi yerine teknik tariflere takılı kalan Trautwig ve tüm herkese şunu söylemek isterim. Sizi anne ve babanıza veya çocuklarınıza bağlayan şey nedir? Anneniz veya babanızla sizin gözlerinizin kahverengi olmasını sağlayan bir baskın gen mi? veya kan gruplarınızın B negatif mi olması mı? Yoksa, kalbinizin kırıldığı bir gün, babanıza sarıldığınız ve omzunda ağladığınız o an mı? Bisiklete binmesini öğretmeye çalıştığınız kızınızın, bir an hızlanıp, sizden yardım almadan kendine güvenerek, pedal çevirmeye başladığı an mı? Bizi anne ve baba yapan anlar işte bu anlardır. Bizi oğul ve kız evlat yapan işte bu anlardır. Bizi aslında gerçekte biz yapan bunlardır.

 

Jenn Morson Frederick'in yazısı Caner Can tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.
 
Yazının orijinali için tıklayınız.
İçeriği Paylaş:

İlginizi Çekebilir: