Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Işığın elçisi olmak

Işığın elçisi olmak

Işığın elçisi olmak

Biyolojik ailemin türlü türlü sıkıntıları varmış. Babam oldukça fazla içtiği bir gün denize girmiş bir daha çıkmamış. Annemin de müzmin bir alkol problemi varmış. İşte o anlardan birinde beni parkta gezdirirken koruyucu ailem olacak olan annemle tanışmışım. Henüz altı aylıkken sapsarı saçlarım ve kocaman mavi gözlerimle o zaman hayatının en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşayan, kanser teşhisi konulan sonradan koruyucu annem olacak olan Melike’ye dik dik bakmışım Fenerbahçe Parkı’nda. Dediğine göre, ilk bakışta aşık olmuş bana ve ‘ışığıma’. Karnından doğmadığım bu kadının kalbinden doğmuşum.

Çocukluğum boyunca anlamlandıramadığım pek çok duygu yaşadım. Koskoca Fenerbahçe semtinde koruyucu ailede yetişen tek çocuk olmam bazılarının alay konusu oldu sıkça. En ağır hakaretlere maruz kaldığımda dünyaya ve insanlığa sevgimi öfkeyle gösterdim. Pedagoglar ve psikologlar eşliğinde yedi yaşındayken koruyucu ailede yetiştiğim konusu bana anlatıldığında koruyucu abime ve anneme “Bu aramızda sır olarak kalsın” diye yalvardım. Ama bilinmeliydi. Çocuk aklımla anlamlandıramadım ama baş etmek zorundaydım. Zamanla güçlendim ve başardım.

Hayatla mücadele etmek kazanılan bir beceri. İlk başta çok da bilmediğim bu beceriyi, deneyimleyerek kazandığıma eminim. Deneyimimin ışığı da ailemin beni yönlendirdiği kürek sporu oldu. Bu spor hem bireysel mücadeleyi hem de takım çalışmasını gerektiren harika bir spor. Çok da başarılı oldum ve milli takıma kadar yükseldim. Ama ben biyolojik ailesinden uzakta yaşamak zorunda kalan, koruyucu ailede yetişen, yuvalarda yetişen çocukların sesi, ışık elçisi olmak istiyordum. Sporla ulaşabileceğim kitle çok sınırlıydı. Ben de sanata yönelmeyi seçtim. Sanatın da sinema ve tiyatro kısmına merak saldım. Kolay bir yolculuk olmayacaktı bu.

Bebekliğimin ilk altı ayında ailem tarafından yeterince sevgiyle büyütülmemiş olmam bazı becerilerimin geç gelişmesine neden olmuş. “S” ve “Z” harflerini uzun yıllar söyleyemedim. Alfabe benim için 27 harften ibaretti. Kürek sporunu bırakıp tiyatrocu olmaya karar verdiğimde herkes tarafından gene dalga geçildim. Konservatuar elemelerinde hocalar bile dalga geçti. İlkini başaramadım ama ikinci sınavda artık tiyatro bölümünde bir öğrenciydim. Bölümde okurken bile boşa okuduğum, benden bir şey olmayacağı uzun uzun söylendi. Zaman zaman gene dalga geçildim. Sanki toplum kolektif olarak beni başarmaktan alıkoymaya çalışıyordu, yılmadım. Sonrasında ne mi oldu? Başarılı bir oyuncu oldum. Dizilerde rol almaya başladım. Bana söylemedik laf bırakmayanların hepsi bugün gıptayla karışık bir hasetle bakıyorlar. Onlara kızmıyorum bile. Hatta mücadelem onlara da ışık olmuştur diye içten içe gülümsüyorum.

Kardeşimin de hayatına ışık olduğumu zannediyorum. Biyolojik annem alkol bağımlısıydı ve kardeşim zihinsel gerilik teşhisiyle doğmuştu. Yıllarca yanında durdum. Herkesin en umutsuz dediği anlarda, neredeyse akıl hastanesinde ömrünü çürütmek için uğraşıyor gibi göründüğü anlarda hep yanında durdum biriciğimin. O bugün imkansızları başarıyor ve bağımsız bir yaşamı tek başına sürdürebiliyor. Evinden işine gidebiliyor, yemeğini yapabiliyor.

Koruyucu babamın da hayatına ışıktım. Nereden mi biliyorum? Çünkü bunu bana kendisi söyledi. Yıllarını bana adamıştı. Bir gün tüm koşturmacaların içinde hasta yatağında başında beklerken ellerimi sımsıkı sıkmış ve bana “Hayatımın ışığı oldun” deyip gözlerini kapadı. Onu hep çok sevdim. Belki de hepimizin bildiği ama es geçtiği şu fani dünyada, gerçekten hayatını anlamlı kılan birkaç kişiden biriydim, onun canıydım, ciğeriydim, birtanecik kızıydım.

Hayatımdaki her şeyi oturtmaya başladığımda hâlâ eksikliklerim var diyordum kendime. Üsküdar Hasan Tan Çocuk Yuvası’nda gönüllülük yapmaya başladım. Kendi sorunlarımın yuvalardaki çocukların sorunlarının yanında ne kadar da küçük olduğunu görmeye başladım. Tam o anda Hayat Sende Derneği ve Koruyucu Aile, Evlat Edinme Derneği ile tanıştım. Korev’in Başkanı Ülkü Aydeniz’in bana söylediği “Sen bir ışık elçisisin” sözü hayatımda duyduğum en anlamlı sözdü. Çünkü ben tam da yuvalardaki çocukların hayatlarına ışık olmak istiyordum. Benim hissettiğim gibi uzaydan gelmiş gibi hissetmemelerini, seslerinin karanlıkta kaybolmamasını istiyordum. Eşit ve güçlü bireyler olarak hayata atılmalarını sağlamak, hayatlarına ışık olmak istiyordum. Hayat amacımı bulmuştum.

Şimdi geçmişime dönüp bakınca başarı ve başarısızlık, umut ve umutsuzluk, hayaller ve hayalkırıklıkları hepsi iç içe geçmiş durumda. Yine Hayat Sende’de bir kızdan öğrendiğim gibi, yaşamın bilgeliği kırık kalplerde, bizde. Bu hepsinin iç içe geçişi bizi farklı ve özel kılıyor. Bizim hikayelerimiz özel, mutlu, direnişçi ve yaratıcı. Hikayelerimizi yazalım ve mücadele edelim ki, hayatın ben ve benim gibiler için o kadar da kolay olmadığını ama hiçbir şeyin de imkansız olmadığını gösterelim.

Gelecek bizde. Işık elçilerinde…


Pelin Çalışkanoğlu - Oyuncu

İçeriği Paylaş:

İlginizi Çekebilir: