Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

ASHOKA'YLA KEDERİN YOKLUĞUNU ARARKEN

ASHOKA'YLA KEDERİN YOKLUĞUNU ARARKEN

ASHOKA'YLA KEDERİN YOKLUĞUNU ARARKEN

Ablama, Eşim Hatice’ye, Çocuklarım Polen ve Arda’ya.

Tam üç yıl önceydi. Bilgi Genç Sosyal Girişimci Ödülünü kazanan 10 gençten biri olarak Sosyal İnovasyon Merkezinden Suat Özçağdaş eşliğinde toplam 27 duayen isimle tanışıp mentorluklar almaya başlamıştık.

Eğitimlerin ve mentorlukların olduğu bir günde İstanbul’da kar fırtınası başlamıştı. Bilgi Üniversitesi’nin Santral Kampüsünde öylece “Şu mentor gelemeyecek, bu mentor gelemeyecek.” diye sürekli duyurular yapılırken, Ashoka’dan Zeynep Meydanoğlu kar kış dememiş çıkıp gelmişti.

Ashoka Vakfı diyordu Zeynep, dünyanın en büyük sosyal girişimcilik ağıdır. “Ashoka, -kederin yokluğu- demektir. Dünyada 3.000’den fazla Ashoka Fellow’u vardır. Ashoka, toplumdaki sorunlara yenilikçi çözümler getiren fellowlarını küçük bir burs, eğitim ve mentorluklarla destekleyerek, sosyal etkisini artırmaya odaklanmaktadır. Hallihazırda Ashoka Ağı’nın içinde yer alan yenilikçi dönüşüm liderleriyle atölyeler düzenleyerek, yenilikçi fikirlerinin dünya çapında yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Türkiye’de İbrahim Betil, Hayrettin Karaca, Victor Ananias gibi Ashoka Fellowları var.” diye de ekliyordu.

Bizler tıfıl sosyal girişimciler olarak “Yaptığımız sosyal değişim işlerini Ashoka Fellow’u olabilecek kadar sürdürebilir kılabilir miyiz?” diye için için soruyor ve cevaplar veriyor ve hep birlikte yanıtlıyorduk: “Yok canım, daha neler! Ashoka Fellowlarını bu alana yıllarını vermiş kişiler.” diyorduk.

Bilgi Ödülünü aldığımızda bize 3.500 ABD Doları ödül verildi. Bu kadarcık bir para ve iyi niyetimizden başka bir şey olmadan, tam anlamıyla Don Kişotça yel değirmenleriyle savaşımıza, toplumsal dönüşüm mücadelemize kaldığımız yerden devam etmek için Anadolu’muzun dört bir yanına yeniden dağıldık.  

Sonra zaman yoğun tempomuzun içinde su gibi akıp geçmeye başladı. Önce Sabancı Vakfı tarafından Fark Yaratan seçildik. Sonra Ulusal Gençlik Parlamentosu tarafından Yılın Sivil Toplum Kuruluşu Ödülüne layık görüldük. Ardından dünyanın en büyük gençlik örgütlerinden JCI tarafından Senato Özel Ödülü takdim edildi. Sabancı Vakfı tarafından sivil topluma katkılarımızla yeniden Fark Yaratan seçildik.

Bu süreçlerde alandaki birçok genç sosyal girişimci ve duayenle hemen her platformda bir araya gelmeye çalıştık. Kendimiz de derneğimiz bünyesinde yüzlerce gence eğitim vererek toplumsal dönüşümün öncüsü gençler olarak yetiştirdik. Etkili network yaparak güzel dostlar biriktirdik. Eğitim verdiğimiz gençleri sosyal girişimcilik ekosisteminin içinde tutmak için kapsamlı mentorlukları elimizden geldiğince sağladık. Bilgi Genç Sosyal Girişimci Ödüllerinin Proje Koordinatörü Serdar Apaydın’ın bir keresinde dediği gibi, “Hayat Sende gibi 5 tane daha olsa, Bilgi Ödüllerine gelen başvuruyu onlarla değil, yüzlerle ifade ederiz.” Veya yine bir keresinde dediği gibi, “Sosyal girişimciliği ülkede yaygınlaştırmada kurumlar var ama yetiştirdiğiniz onlarca farklı sosyal girişimle bireysel şampiyonu sizsiniz.”

Bu yaptığımız işlerin yalnızca bir kısmı idi. Yuvalarda ve yurtlarda yetişen çocuk ve gençlerin sesi olmaya çalışmak, koruyucu aile ve evlat edinen ailelere seslerini vermek çalışmalarımızın özü oldu. Onlarca çalışma ziyareti, sempozyum, toplantı, binlerce kişiye sunum derken, gerçekten fark yaratan çalışmaların katmerlenerek arttığını fark edememişiz.

İşte tam da o anlardaki yoğunluklardan birinde Ashoka’dan Zeynep arayıp beni İstanbul’a davet ediyordu. Gittiğimde ise, yalnızca üç yıl önce söylediğimiz “Yok canım, Ashoka Fellowluğu mu? Çok zor.” kelimelerini artık anlamsızlaştıran, başımı döndüren, ayağımın altındaki halıyı çekilmiş gibi hissettiren Zeynep’in o sözleri hayatımda duyduğum en güzel sözlerdendi. “Abdullah, seni çok fazla sayıda insan Ashoka Fellow olarak aday gösteriyor.”

“Ne ara?” demekten kendimi alamadım. Ne de çabuk geçmişti zaman. Sonrasında ise, Ashoka seçimiyle ilgili önce Ulusal Jüri Paneli, sonrasında Uluslararası Jüri Paneli ve Amerika’daki merkezin onayı gibi süreçleri heyecanla beklemek kalmıştı. Saatler süren o mülakat panellerindeki heyecanımı, önümdeki kağıtlarda karalamalarımdan çıkan okları, rakamları Zeynep sonrasında hala gülerek anlatmakta. Zor, heyecanlı ama eğlenceli ve öğretici bir süreçti kısacası.

Ve yine bir gün Zeynep’ten gelen, “Abdullah, artık Ashoka Fellow’usun. Gala Gecesine kadar duyurma. Büyük bir galayla seni ve çalışmalarını kamuoyuna tanıtalım.”

İşte buydu. Daha henüz emekleme aşamasında olan Genç Sosyal Girişimciler ekosisteminden bir genç, bu kadar kısa zamanda başarmıştı. Bu genç yoldaşlar, Ashoka Fellow olarak anons edildiğimde o resmi salonu ıslıklarla, çığlıklarla oldukça gayriresmi bir ortama çevirmişti bile. Sonrasında da verdikleri inanılmaz destekle, Zeynep’in yine dediği gibi, Ashoka Türkiye’nin sosyal medya sayfasına oldukça popüler bir gün yaşatmışlardı.

İki doğumgünüm var benim. Birisi dünyaya geldiğim gün, diğeri de hayat amacımı bulduğum gün. Ben bu amacımı bulduğumda bir yol açmak istedim ve açtım. Yoldaş olduğumuz genç sosyal girişimcilerin de bu yoldan hızlıca girebilmeleri, etkilerini hızlı bir şekilde artırmaları, daha iyi bir dünyayı yine onlarla inşa edebilmek dileğiyle.

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: