Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Araştırma: Yetiştirme Yurdundaki Çocuklar Koruyucu Aile Bakımındakiler Kadar Başarılı Olabilirler

Araştırma: Yetiştirme Yurdundaki Çocuklar Koruyucu Aile Bakımındakiler Kadar Başarılı Olabilirler

Araştırma: Yetiştirme Yurdundaki Çocuklar Koruyucu Aile Bakımındakiler Kadar Başarılı Olabilirler

“Lütfen bayım, biraz daha istiyorum.” dedi yetiştirme yurdundaki yemek sırasında Oliver Twist.
Onun yerine kepçeyle kafasına bir darbe aldı.
Gerçek hayatta, yetiştirme yurdundaki koşullar daha bile kasvetli olabiliyor. 1990’larda Romanya’daki yetiştirme yurları ile ilgili bir yayın onlarca çocuğu kıyafetsiz bir şekilde kalabalık odalarda otururken görüntüledi. Çoğu ihmal edilmişti ve büyük bir çoğunluğu da çocuk felci gibi güçten düşürücü hastalıklarla boğuşuyordu. Zihinsel hastalıklara sahip olanlar beşiklere veya hareketi kısıtlayan ters gömleklere hapsedilmişti.
Bu yüzden çağrılar her zaman için dünyadaki ortalama 2 ile 8 milyon arasındaki, yetiştirme yurtlarında yaşayan, ebeveynini kaybetmiş veya terk edilmiş çocukları alıp koruyucu ailelerin yanına yerleştirmekten yana oldu.
Duke Universitesi’nde yapılan bir araştırma farklı bir perspektif öneriyor.
Araştırmanın baş yazarı ve Duke Üniversitesi’nde toplum sağlığı araştırmacısı olarak çocuklar üzerine yoğunlaşan Kathryn Whetten’a göre yurtlardaki bazı çocuklar en az koruyucu aile bakımındakiler kadar başarılı olabilir.
Tahmin edebileceğiniz gibi, bu tartışılır bir sonuç.
Bu hafta PLOS ONE’da yayımlanan araştırma 6 ile 12 yaş aralığındaki çocukları beş farklı düşük ve orta gelirli ülkede inceledi: Kamboçya, Hindistan, Etiyopya, Kenya ve Tanzanya. Amaç, kültürel olarak farklı gruplarla çalışmaktı.
Araştırmacılar üç yıl boyunca bakımın vardiyalı çalışanlar tarafından sağlandığı yetiştirme yurtlarındaki 1,300’den fazla çocuğun ve bakımı koruyucu aileler tarafından sağlanan 1,400 çocuğun takibini gerçekleştirdi. Altı ayda bir katılımcıların öğrenme kabiliyetleri ve hafızalarına ek olarak fiziksel ve zihinsel sağlıklarını karşılaştırdılar.
Whetten’a göre, eğer karar vericilerin varsayımları doğru olsaydı, yurtlardaki çocukların, koruyucu aile bakımındaki akranlarına göre çok daha kötü gitmiş olmaları gerekirdi.
Bulgular ise bu yönde değildi.
Her iki grup da birçok ölçekte ilerleme kaydetti ve aile bakımında bulunan çocuklar zamanla daha fazla gelişme göstermiş olsalar bile aradaki fark istatistiksel açıdan önemsizdi. Yurtlardaki çocuklar fiziksel sağlık konusunda daha yüksek puanlar aldılar ki bu da yurtların, çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamaya daha meyilli olduğunu gösterebilir.
Whetten, yurtların koruyucu aile bakımından daha iyi olduğunu iddia etmediğini derhal belirtiyor ve böyle bir iddiayı “absürt” olarak tanımlıyor. Bunun yerine, dünya çapındaki yetiştirme yurtlarının tamamen kapatılmasını öneren politikaların her duruma uygun bir çözüm olmadığını söylüyor.

Her iki ortamda da “son derece kötü durumda olan çocuklar kadar oldukça iyi durumda olan ve ilerleme kaydeden çocuklar da var.” diyor Whetten. “Bu yüzden, bugün sihirli bir şekilde bütün kurumları kapatsaydık, çocukların sağlığında bir gelişme görmezdik.”
Eğer bu gerçekleşseydi, bazı çocuklar iyi durumdaki yurtlardan alınıp düşük gelirli ülkelerdeki, açlık, şiddet ve başka mücadeleler yüzünden kaliteli bakım sağlayamayacak ailelerin yanına yerleştirilebilirdi.
Kendisi Harvard Tıp Okulu’nda pediatri profesörü olan ve sosyal etkileşimlerin –veya eksikliğinin- çocukların beyin gelişimini nasıl etkilediği üzerine çalışan Charles Nelson ise buna katılmıyor.
“50 yıllık araştırmalar yurtlardaki küçük çocukların, yurtların ne kadar iyi olduğundan bağımsız olarak, koruyucu aile bakımındakiler kadar başarılı olmadığını gösteriyor.” diyor.

Nelson’ın kendi çalışması, erken yaşta aile bağından mahrum kalan çocukların daha küçük beyne ve anormal beyin fonksiyonlaşmasına sahip olduklarını gösteriyor. Romanya’daki yetiştirme yurtlarına baktığında, aynı zamanda, bir çocuğun koruyucu aile bakımına yönlendirilmesi ne kadar geç gerçekleştiyse, çocuğun bilişsel testlerdeki başarı oranının da o oranda düşük olduğunu buldu.

Nelson, Whetten’ın çalışmasının yanlış yönlendirici olabileceği konusunda uyarıyor, çünkü bu çalışma koruyucu aileler yanında bulunan çocukların içinde yetiştiği çevreyi tanımlamadığı gibi çalışmadaki iki grupla sabit bir evde yetişen çocukların karşılaştırmasını da yapmıyor. Eğer araştırma grubundaki koruyucu aileler şiddete, uyuşturucuya veya istismara yatkınsa, verilerin pek de bir şey açığa çıkarmayacağını söylüyor.

“Bize çocukların yurtlara yerleştirildiğinde kaç yaşlarında oldukları ve ailelerin nasıl oldukları söylenmedikçe, bu bulgulara inanabilir miyim, bilmiyorum.” diyor.

Whetten’ın söylediğine göre araştırma devam eden bir projenin parçası ve bir konumun diğerinden daha iyi olduğunu iddia etmiyor. “Fark yaratan şey bakımın kalitesi ve bireysel olarak çocukların geçmişleri.” diyor Whetten ve karar mercilerinin kompleks bir probleme basit bir cevap aramaktansa bunu dikkate almaları gerektiğini belirtiyor.

Nelson gibi karşıt görüşlüler ise ikna olmadan önce kesinlikle daha fazla kanıt görmek istiyor.

Bu yazı, Hayat Sende Derneği için Alara Egesoy tarafından aşağıdaki bağlantıdan Türkçe’ye “Gayriresmi resmiden üstündür.” ilkesiyle çevrilmiştir

Yazının orjinal linkline ulaşmak için tıklayınız.

Siz de Hayat Sende’ye bağışta bulunun, koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatlarına umut olun. Bağışlarınız için tıklayın.

 

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: