Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Ailece Ve Acilen Sevilecek Çocuklar İçin

Ailece Ve Acilen Sevilecek Çocuklar İçin

Ailece Ve Acilen Sevilecek Çocuklar İçin
Türkiye’de her yıl ortalama kaç bebek terk ediliyor, biliyor muyuz?
Bebek terklerine ilişkin ülkemizde mekanizma yok. Buna ilişkin yayınlanan bir istatistik de yok. En son Almanya bebek terklerine ilişkin bir mekanizma kurdu. Buna göre, bebek terkleri için hastanelere mekanizmalar kuruluyor. Anne veya baba bebeği buraya doğduktan sonra bırakabilir. Bebek bu noktada devlet korumasına alınıyor. 2 ay boyunca pişman olup aramazsa ailesi, çocuk evlat edinmeye yerleştiriliyor. Sırada evlat edinmek için bekleyen binlerce insan var. Toplumsal baskılardan veya doğum sonrası sendromlardan dolayı birçok aile çocuklarını bu şekilde ölüme terk edebiliyor. Yaşamı savunan herkesin bu mekanizmanın kurulması için Türkiye’de çabalaması şart. Geçtiğimiz yıllarda hatırlarsınız, bir öğretmen bebeğini bırakıp tatile gitti ve bebek açlıktan öldü. Bu mekanizmaları acilen kurmamız lazım. Belki de kursaydık, o bebek bugün hayattaydı.  
 
Basında terk edilen bebeklerle ilgili haberler yer alıyor ama akıbetleri hiç bilinmiyor. Devlet korumasına terk edilen bebeklere nasıl bir prosedür uygulanıyor?
Öncelikle bebek terk edilip kuruma geldikten sonra evlat edinilme için gerekli sağlık kontrolleri yaptırılır. Süreçler çok uzamamaktadır. Çocuğun hastalığı yoksa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne çocuğun evlat edinmeye hazır olduğu bilgisi verilmektedir. İl Müdürlüğü evlat edinmede sırada bekleyen aileyi çocukla tanışması için yuvaya göndermekte, ailenin çocukla tanışmasının ardından bebekle ilgili özellikle sağlık bilgileri aileye aktarılmakta ve tüm süreçler tamamlanınca gerekli resmi işlemleri tamamlayıp çocuk aynı gün ailenin yanına yerleştirilmektedir.
  
Bebeklerle ilgilenen ayrı evler var mı? Anne sütü alma imkanları oluyor mu?
Bebekler yuvalara yerleştiriliyor. Daha sonra da koruyucu aile ve evlat edinen ailelerden sırada bekleyenlerin yanına yerleştiriliyor. Bizim her zaman vurguladığımız konu, çocukların gelişimlerinin yüzde 80’inin tamamlandığı 0-3 yaş arasında kesinlikle yuvalarda kalmaması. Anne sütü ise maalesef yuvalara sağlık gibi sıkıntılardan dolayı kabul edilmiyor. Anne sütü için Ankara’daki Atatürk Çocuk Yuvası Gazi Üniversitesi Yenidoğan Bölümü Emzirme Merkezi ile ortak çalışılıp koruyucu aile ya da evlat edinen aileler yönlendiriliyor. Hiç anne olmamış kadınlarda çocuğun ve annenin yaşına göre degişkenlik gösterse de çok başarılı çalışmalar yapılıyor.
 
En kısa zamanda bir ailenin koruması altına girmesi gereken bebekler için kullandığınız haberleşme kanalları neler?
Ülkemizde koruma altındaki çocuklarla ilgili hak temelli aktif çalışmalar yapan dernek sayısı oldukça az.Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği, Koruyucu Aile Evlat Edinme Derneği, Denizli Koruyucu Aile Derneği ve İstanbul Koruyucu Aile Derneği bunlardan bazıları. Bu derneklerle iletişime geçildiğinde kapsamlı bilgi edinilebilir. Koruyucu aile bloggerları yok denecek kadar az. Facebook’ta bir koruyucu ailemiz “Çocuklar Büyürken” diye bir sayfayı yönetiyor. “Koruyucu Aileler” diye bir grupta ailelerimiz tecrübe paylaşımları yapmakta. Evlat edinme üzerine Facebook’ta Elif Ada’nın Annesi, Ilgaz’ın Babaş’ı, Birevlatedindik.biz sayfaları bulunmakta. Hepsinde de yaşamın bilgeliğini sunan, sevginin aşamayacağı engelin bulunmadığını ifade eden yüzlerce güzel öykü var. 
Resmi olarak ise, www.koruyucuaile.gov.tr sitesi koruyucu ailelik için ana kaynak. Evlat edinme konusunda ise, henüz böyle resmi bir site bulunmuyor. En kısa zamanda o da olur inşallah. Son olarak hatırlatmak isterim ki, bu konular hakkında dezenformasyon çok fazla. Bu sayfaların yöneticileri ve dernek yöneticileri birbirini tanır ve sorulan sorular hakkında haberleşir. Bu yapılarla temasa geçilmesini öneririz.
 
Türkiye’deki koruyucu aile olma eğilimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
2012 yılı Aralık ayında koruyucu ailede yalnızca 1.225 çocuk vardı. Son üç yılda bu rakamın yoğun kampanyalarla 5.000’lere çıktığını sevinerek görüyoruz. Evlat edinmede ise, yılda ortalama 400 çocuk evlat edindirilirdi. Geçtiğimiz yıl ise, 800’lere çıktı bu rakam. Oldukça sevindirici bir durum bu. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, resmi olmayan bir istatistiğe göre, Türkiye’de iki milyon insan çocuk sahibi olamadığı, bu nedenle de birçok insanın mutsuzluğa düştüğü bir ortamda bu rakamlar oldukça az. 
Belirtmeden geçemeyeceğim bir husus da, Romanya’da sosyalist rejim yıkıldığında örneğin 200.000 çocuk yuvadaydı. Bugün bu rakam 10.000’in altında. Oradaki ilerlemeleri ülkemizde maalesef göremediğimiz için de üzgünüz tabii.
 
Koruma altındaki çocuklar kendilerini nasıl görüyorlar? Toplumun onları algılayış biçimi onların kendilerini algılayışı üzerinde ne kadar etkili?
Bizler yuvalarda kalan çocuklara bakış açısının 12 yaşına kadar acıma ve merak, 12 yaşından sonra ise korku olduğunu görüyoruz. Medyada ve kamuoyunda, bu bakış açısına çocukların ve gençlerin suç, cinsel istismar gibi vurguları da abartılı şekilde ekleniyor. Bunun sonucunda da çocuk ve gençler, kendilerini toplumsal hiyerarşinin en altına koyuyor, bireyselleşemiyor ve başaramıyor. Bu çocuklar kapitalist dönüşüme uyum sağlayaman ailelerin çocukları olunca, bu aileler düşkün gibi addedilince, bu çocuklara ilişkin bakış açısı da sorunlu ailelerde yetişmiş, kalıtsal olarak aileden olumsuz aktarımları olan gibi algılanmaya başladıkça, çocukların hayata tutunması zorlaşıyor. Bu tarz bir bakış açısı ayrıca, koruyucu aile ve evlat edinme modelinin de yaygınlaşmasının önündeki asıl engellerden biri. Koruyucu aile olmak ve evlat edinmek isteyen kişilere “Büyüsün de seni kessin.” “Başına bela mı alacaksın?” gibi söylemler insanları yıldırıyor. Tam da bu noktada, psikolog ve çocuk gelişimcilerin çokca belirttiği gibi, çocuklardaki tüm örselenmelere rağmen, sevgi ve ilgiyle birçok dışavurum davranışı düzeltilebiliyor. 
 
Devlet korumasında yetişen çocuklar nasıl eğitim alıyor?
Çocuklar, normal ailedeki çocuklar gibi eğitimine devam etmekte. Ayrıca hobi kursları gibi kurslardan da kapsamlı şekilde yararlanıyorlar. Bununla birlikte, çocukların “Ben kimin aklındayım?” sorusuna verdikleri yanıt genelde boşluk olduğundan, kendilerini değersiz hissedebiliyorlar. Bu durumda da çocuklarda kaygı ve davranış bozuklukları ile özgül öğrenme güçlükleri yaşanabiliyor. Çocukların travmalarının üstesinden gelme konusunda da öğretmenlerde yeterli kapasite olmadığında, çocukların etiketlenmesi ve dışlanması yaygınlık kazanabiliyor. Bunun sonucunda da çocukların eğitim sisteminin dışına çıkması kolaylaşabiliyor. Bu yüzden çocuklar için güvenli üs olacak, “Ben kimin aklındayım?” sorusuna yanıt olabilecek, inanacakları ve güvenecekleri ailelere ihtiyaç bulunmakta. Koruyucu aileler ve evlat edinenler bu noktada önem kazanıyor.
 
Çocukların koruyucu ailelerle ilgili yaşadıkları korkular neler?
Ya beni yuvaya geri bırakırsa? Bu da herkes gibi hayatımda geçici mi olacak? Beni gerçekten düşünüyor mu? Gönüllüler gibi bir iki gelip sonra hayatımdan çıkacak mı? sorularına cevap arayan bir canlı çocuk. Bu soruların cevapları zamanla çocukta oturuyor. Yanında olduğunu bildikçe güven ilişkisi kuruyor ve çocuk size bağlanıyor. Bir de çocuğu daha önceki ailesi ve kardeşlerinden koparıyor algısı da yaratmamak lazım. Çocuk tercihlere zorlanmamalı. Bir kızımızın çizdiği bir resim aslında çok güzel özetliyor. Bir kalbin içinde koruyucu ailesi ve kendisi var. Dışarıda biyolojik annesi var. Kızımız da kalbin içinden elini oraya uzatıyor ve annesini içeri almak istiyor. Boşanan ailelerde gördüğümüz uzaktaki anne veya babayı içeriye çekmeye çalışmak gibi bir durum bu. Aslında olmayacağını biliyor ama hayallerine de ket vurmamak lazım. Boşanan ebeveynler de çocuğu güç mücadelesinin aracı haline getiriyor. Bunları çocuklara yaşatmaya hakkımız yok.
 
Koruyucu ailesinin yanından ayrılıp kendi ailesine dönen çocuklar var mı?
Mümkün. Bütün çocuk koruma sistemlerinin özü, çocuğun biyolojik aile yanında yetişmesidir. Dolayısıyla biyolojik ailenin bu sistemin olmazsa olmazı olduğunu düşünüyorum. Koruyucu ailelerin de bu ihtimal dahilinde çocukların biyolojik aileye dönebilmesi ihtimalini gözden kaçırmadan bu sisteme dahil olması lazım. Bu ihtimal oldukça küçük ama ihmal edilmemesi de gereken bir ayrıntı.
 
Devlet korumasındaki çocuklarla, biyolojik aileler arasındaki diyaloğa koruyucu aileler nasıl dahil oluyor?
Koruyucu ailedeki çocuk ayda bir gün düzenli olarak biyolojik ailesiyle görüşebilir. Koruyucu ailenin asla biyolojik aileyi kötülememesi gerekir. Çocuk iki aile arasında kalmamalıdır. Koruyucu aile ve biyolojik ailenin tanışması önerilmemektedir. Çocuk, kuruma bırakılır ve biyolojik aile çocukla o süreçte görüşür. Daha sonra da kuruma bırakır ve koruyucu ailesi gidip çocuğu kendi evine götürür. Sistem bu şekilde çalışıyor. Koruma altındaki çocuklarla proje yapmak isteyen kişi ve kurumlara önerim, il müdürlüklerinde çocukların bekleme odalarının çocuk pedagojisine uygun şekilde modernize edilmesine katkı sunmalarıdır.
 
Koruyucu ailelerin hazırlıklı olması gerekenler neler?
Her şeyden önce koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuk bir melek değil. Örselenmişlikleri, çözülememiş travmaları olabiliyor. Koruyucu ailelerin çocukları sevgi ve ilgiyle, sabırla olumlu davranışlara yönlendirmesi gerekli. Bu süreç çok uzun bir süreç olabiliyor. Çocuklar, bakımveren ve gönüllülerin sürekli değişmiş olmasından dolayı koruyucu ailenin de onu bırakabileceğini düşünebiliyor. Koruyucu aileler tarafından kararlılıkla çocuğun yanında olunduğu belirtilmeli. Ayrıca, çocuğu mesela ilk gün yıkamamalarını öneriyoruz. Bu çocuklara geçmişinin kirli olduğu hissi verebiliyor. Çocuğun anne-baba veya abi-abla demeye zorlanmaması gerekiyor. Çocuğun geçmişini kötülemek, biyolojik ailesini veya yuvayı kötülemek kimseye bir şey kazandırmıyor. Çocuğa “Biz olmasaydık halin niceydi” şeklinde üstten bakışların da olmaması gerekli. Çevreden ve aileden gelen “Cennetliksiniz.” yorumları da ailelerin hiç sevmediği yaklaşımlar. Cennetliklerse, kendileri de koruyucu aile olsun da onlar da cenneti garantilesin. Var olan tek şey, bir çocuğun yaşam yolculuğuna eşlik etmek. Bu yolculuk, sadece çocuk için değil, koruyucu aile için de duygusal yönden oldukça zenginleştirici bir süreç.
 
 

Hayat Sende'ye bağış yaparak koruma altındaki koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatına umut olmak için tıklayınız.

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: