Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

AH ANNEMİN YANINDA UZANABİLSEYDİM...

AH ANNEMİN YANINDA UZANABİLSEYDİM...

AH ANNEMİN YANINDA UZANABİLSEYDİM...

Atatürk Çocuk Yuvası’nın hizmet alanları olan korunmaya ihtiyacı olan çocuklarla görüşmeler, kurumun geçmişi hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu doğrultuda, kurumda yetişen iki yetişkin ile görüşme yapılmıştır. Görüşülenlerden ilki, Ayşe isminde 45 yaşında bir kamu kurumunda memur olarak çalışmalarına devam etmektedir. Elif, 1976 yılında iki aylıkken girdiği yuvadan 1987 yılında 11 yıl kaldıktan sonra ayrılmış ve önce Gazi Kız Yetiştirme Yurduna, daha sonra da sırasıyla Ayaş ve Hatay Kız Yetiştirme Yurduna yerleştirilmiştir. Elif’in annesi Elif’i doğururken ölmüştür. Altı kardeşin en küçüğü olan Elif’i babası yuvaya vermiş, diğer çocuklarının bakımını kendisi üstlenmiştir. Zaman içinde biyolojik ailesi ile iletişiminin hemen tamamen kesildiğini ifade etmiştir.

 

Ayşe’nin kaldığı dönemde yuvada verilen hizmetin şekli 0-6 yaş arası kızlı-erkekli karma şekilde kalan küçükler grubu ile 7-12 yaş grubu kız ve erkeklerin ayrı şekilde kaldığı şeklinde olmuştur. Ayşe’ye yuvada oynanan oyunları sorduğumda, yakantop, tombik, misket, çizgi ve saklambaç olduğunu belirtmiştir. Özellikle yakantop’u binanın içinde de oynayabildiklerini, kışların vazgeçilmez oyunu olduğunu söylemiştir.

 

Ayşe’ye yuvanın ziyaretçilerinin kimler olduğunu sorduğumda yuvaya gönüllülerin sıkça geldiğini, Türk gönüllülerin 2-3 hafta gelip sıkıldığını ve sonra gelmediğini, Türk gönüllerin aksine yabancı gönüllülerin ise disiplinli bir şekilde 1-2 yıl geldiğini belirtmiştir. Bu gönüllülerin arasında hayatına en çok dokunanın kim olduğunu sorduğumda ise, sonradan çok yakın bir arkadaşını evlat edinecek olan, halen de görüştüğü Harika Gür isimli bir gönüllünün olduğunu ifade etmiştir. Sanatçıların ve protokolün oldukça sık şekilde yuvaya geldiğini, Adile Naşit, Kenan Evren, Turgut Özal gibi isimleri bu dönemden hatırladığını ifade etmiştir. Bu isimlerin hediyeler getirdiğini, bu hediyeleri ise kişiler gidince bakıcı annelerin el koyduğunu belirtmiştir.

 

Ayşe yuvadan bakımverenlerle ve personelle ilişkisini sorduğumda, genelde bu kişilerin niteliğinin düşük olduğunu, çocuklarla yeterince ilgilenmediğini düşündüğünü belirtmiştir. Diyetisyen Nuray Atalar ve Eczacı Şinasi Köseer’in ise oldukça olumlu bir şekilde çocuklara yaklaştığını, Nuray Abla’yı kapıda her zaman beklediğini, ondan aferin almak için çok çabaladığını ifade etmiştir. Yuvada iki bakıcı anneyle anılarının çok ilginç olduğunu Tazegül isimli bakıcı anneyi çok sevdiğini; Gültaze isimli bakıcı anneden ise birçok çocuk gibi nefret ettiğini belirtmiştir. Yuvadaki dönemin müdürü Talip Bölükbaşı’nın ise oldukça zalim olduğunu, çocukları beyzbol sopasıyla dövdüğünü ifade etmiştir.

 

Yuvadaki en çok iz bırakan anları sorduğumda ise, 5 yaşında haksız yere bir personelin kendisine tokat atması ve kafasını duvara çarparak yarılması olmuştur. Kafasını göstererek, halen o yarığın olduğu bölümün kel olduğunu belirtmiştir. Yuvadaki banyo anlarının da oldukça sıkıntılı olduğunu, kurne tarzı banyo modelinde çocuklara sıcak suyla yakma ve soğuk suyla dondurma şeklinde cezalar verildiğini ifade etmiştir.

 

Yuvadaki yemeklere ilişkin Ayşe’nin yaptığı değerlendirme yemeklerin oldukça kötü olduğu ve çoğu zaman aç yattığı şeklindedir.

 

Ayşe’ye yuva ve bahçesindeki kendisi için en özel yeri sorduğumda ise, bahçede bir yatır olduğuna inanılan bir yer bulunduğunu; buradan hem korktuğunu hem de sıkça oraya gidip dua ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, zaman içinde yok olan bir armut bahçesi olduğunu, bu bahçenin kendisi için çok özel olduğunu ifade etmiştir. Binalardan ise, D Blok binası ile Umay Pavilyonunu çok sevdiğini ifade etmiştir. Bahçedeki güvercin seslerine de bayıldığını ama onlardan da çok korktuğunu belirtmiştir.

 

1988 yılında çekildiği anlaşılan ekteki videoda görüldüğü gibi yuvanın bahçesinde hijyen sıkıntısından dolayı kullanılmayan bir havuz vardır. Daha sonra üzeri peyzaj yapılarak kapatılacak olan havuzu kullanmadığını, böyle bir havuzu hatırlamadığını ifade etmiştir.

 

Ayşe’ye yuvadaki arkadaşlık ortamını sorduğumda ise yuvadaki tek güzel şeyin bu olduğunu ifade etmiştir. Halen görüştüğü, Sultan, Birol, Semra gibi arkadaşları vardır. Semra isimli arkadaşı Elif’e sevgisinden kızının adını Elif koymuştur. Genç yaşta evlendirilen Semra, bu satırların yazılmasından bir ay önce intihar etmiştir.

 

Yuvanın çevresinde yaşayanların yuvaya bakışını sorduğumda ise, oldukça olumsuz olduğunu, ayrımcılığın çok yaygın şekilde vatandaş ve personel arasında bulunduğunu belirtmiştir.

 

Yuvada bir televizyon salonu bulunduğunu belirten Ayşe, televizyon kavgasının çok olduğunu, en önde izlemenin ise en önemli kavga nedeni olduğunu belirtmiştir.

 

Yuvadaki en önemli hayalini sorduğumda ise, “Benim de bir ailem olsun. Ben de bir ailede hayata hazırlanayım çok isterdim. Keşke annem olsaydı da yanında yatsaydım.” cevabını verdi.

 

Yazları kamplara gittiğini belirten Ayşe, bu dönemlerin yuvadaki en güzel dönemleri olduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte, “Yuvadayken kötü anılarım o kadar çoktu ki, iyilerini hatırlamıyorum bile. (Bileklerini göstererek) Bakın yurttan çıktıktan sonra defalarca ölmek istedim. Bileklerimi kestim. Geçmişte yaşadıklarımı unutmak için çok ağır antidepresanlar kullandım. Bence yurtta yetişen gençlerin çoğu da intihara meylediyor. Boşluktasın. Toplumdan kopuk bir ortamda büyüyorsun. Yurttan çıkınca da uyum sağlayamıyor, iletişim kuramıyor ve çareyi intihar da arıyorsun.” demiştir.

 

Ayşe’ye yuvadaki çocukların şarkıları çok sevdiğini belirterek, kendisinin en sevdiği şarkıyı sordum. “Ferdi Tayfur’dan “Ben de Özledim” şarkısını eski bir teyp eşliğinde tüm çocuklar bağırarak söylerdik.” dedi.

 

Ayşe’ye yuvalardaki eşyalarla ilgili anılarını sorduğumda ise, kendisine ait hiç özel eşyası olmadığını, oyuncaklarının bulunmadığını, kıyafetlerin dahi ortak kullanıldığını, bardak, tabak gibi alet edavatın da demir-çelikten oluştuğunu ifade etmiştir. Yuvadaki en büyük sıkıntısının ise, gece lambası olmaması olduğunu belirtmiş, karanlıktan korktuğunu ve lambası olsa neler vermeyeceğini dile getirmiştir.

 

Yuvaya halen gidip ziyaret gerçekleştirip gerçekleştirmediğini sorduğumda ise, gittiğini ve bağışlar yaptığını, ama eskisi kadar rahatça almadıklarını, yuvanın kendisinin anavatanı, çocukluğu, bir parçası olduğunu ifade etmiştir.

İçeriği Paylaş:

İlginizi Çekebilir: